İsrail güvenlik güçleri, işgal altındaki Batı Şeria'da son haftalarda askeri operasyonlarını belirgin şekilde artırdı. Filistinli yetkililere göre, özellikle Cenin, Nablus ve Tubas kentlerinde düzenlenen baskınlarda onlarca Filistinli gözaltına alındı, çok sayıda kişi yaralandı. Bu gelişmeler, İsrail yerleşimcilerinin Filistin köylerine yönelik saldırılarının yoğunlaşması ve Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşimlerinin genişlemesinin hızlanmasıyla aynı döneme denk geliyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılının başından bu yana Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti olaylarında ciddi bir artış yaşandı; bu durum bölgede tansiyonu daha da yükseltiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Baskılar Neden Yoğunlaştı?
İsrail ordusunun son dönemdeki operasyonları, özellikle Filistinli silahlı grupların etkin olduğu bölgelere yönelik. Cenin mülteci kampına düzenlenen baskınlar, Hamas ve İslami Cihad'a bağlı militanların bu bölgede güçlendiği yönündeki İsrail istihbarat değerlendirmelerine dayandırılıyor. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), operasyonların "terörle mücadele" kapsamında olduğunu ve sivillerin zarar görmemesi için çaba harcandığını açıkladı. Ancak Filistin Sağlık Bakanlığı, son iki ayda en az 12 kişinin bu baskınlarda hayatını kaybettiğini, yüzlerce kişinin gözaltına alındığını bildirdi.
Öte yandan, İsrail hükümetinin aşırı sağcı kanadı, özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Batı Şeria'daki yerleşimlerin genişletilmesi için yoğun bir lobi faaliyeti yürütüyor. Smotrich, sivil yönetim üzerindeki yetkilerini kullanarak yerleşim planlarını hızlandırdı. Bu yılın başında hükümet, Batı Şeria'daki yerleşim birimlerinde binlerce yeni konut inşası için onay verdi. Barış için İsrail Dış İlişkiler Konseyi'nin raporuna göre, 2023’te yerleşim yapımı onayları son on yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Tepkiler ve Bölgesel Dinamikler
Batı Şeria'daki bu tırmanış, yalnızca Filistin-İsrail çatışmasının bir parçası olarak görülmüyor; aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerini de etkiliyor. ABD yönetimi, İsrail'in yerleşim politikalarına ve aşırı sağcı bakanların açıklamalarına eleştirel yaklaşırken, İsrail'e askeri ve diplomatik desteğini sürdürüyor. Washington, iki devletli çözümün altını çiziyor, ancak İsrail hükümetinin bu yönde somut adım atmaması uluslararası toplumda hayal kırıklığı yaratıyor.
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, yerleşimci şiddetini ve yerleşimlerin genişlemesini kınayan açıklamalar yaparken, bu durumun uluslararası hukuk ihlali olduğunu vurguluyor. Arap ülkeleri, özellikle İsrail ile normalleşme sürecindeki ülkeler, Filistin devletinin kurulmaması halinde bölgesel istikrarın sağlanamayacağını dile getiriyor. İran ise bu durumu kendi propagandasında kullanarak İsrail karşıtı söylemi güçlendiriyor.
Bölgede tırmanan şiddet, aynı zamanda Gazze'deki abluka ve Lübnan sınırındaki gerginliklerle birleşince, geniş çaplı bir çatışma riskini beraberinde getiriyor. Uzmanlar, Batı Şeria'daki bu baskıların, Filistin yönetiminin zayıflamasına ve radikal grupların güç kazanmasına yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek çerçevesinde, Batı Şeria'daki İsrail baskılarını yakından takip ediyor ve kınıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamalarda İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Filistin halkına uygulanan baskının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Bu durum, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinde yeniden gerginlik yaratabilir; ancak Ankara, bölgesel istikrarın korunması ve tansiyonun düşürülmesi için diplomasiyi ön planda tutuyor. Türkiye'nin, Filistin ile ikili ilişkileri güçlendirme ve Kudüs'teki kutsal mekanların statüsünü koruma yönündeki çabaları, bu krizde de önemini koruyor. Ayrıca, Türkiye'nin Orta Doğu'da artan etkinliği göz önüne alındığında, Batı Şeria'daki gelişmelerin Türk dış politikasında insani ve diplomatik öncelikleri yeniden şekillendirmesi muhtemel.