İsrail'in ayrıcalıklı bir bölgesinde dünyaya gelen akademisyen Eyal Weizman, yaşamını İsrail'in işgal rejimini ve bu ayrıcalık sistemini ortadan kaldırmaya adadı. Mimarlık eğitimi alan Weizman, şimdi kurucusu olduğu Forensic Architecture (Adli Mimarlık) adlı araştırma grubuyla devlet şiddetini, işgali ve insan hakları ihlallerini mekânsal analiz yöntemleriyle belgeliyor. Orta Doğu'nun en tartışmalı konularından biri olan Filistin-İsrail meselesinde, uluslararası hukuk ve insan hakları savunuculuğu açısından çığır açan bir çalışma yürütüyor.
İçinden çıktığı sisteme karşı bir hayat
Eyal Weizman, İsrail'in kurucu kadrolarından gelen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Kendi ifadesiyle, İsrail'in Filistinliler üzerindeki hâkimiyetini sürdüren ayrıcalıklı bir toplumsal kesimde büyüdü. Ancak genç yaşta bu sistemin adaletsizliğini sorgulamaya başladı. Mimarlık ve mekân politikaları üzerine yaptığı çalışmalar, onu İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim ve altyapı politikalarını eleştirmeye yöneltti.
Weizman, özellikle işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail'in inşa ettiği yerleşim birimleri, yollar, tüneller ve askeri noktaların Filistinlilerin gündelik yaşamını nasıl parçaladığını ortaya koyan çalışmalar yaptı. "Hollow Land" (Oyuk Ülke) adlı kitabı, İsrail'in mekânı bir kontrol aracı olarak nasıl kullandığını gözler önüne seriyor. Ona göre mimarlık, sadece estetik bir uğraş değil; aynı zamanda iktidarın en görünmez ama en etkili silahlarından biri.
Weizman'ın kariyeri boyunca savunduğu temel fikir şu: İsrail'in Filistinlilere yönelik politikaları, yalnızca askeri bir mesele değil; aynı zamanda mekânsal bir mühendislik projesi. Bu projeyi çözmek için de mekânı okumak, haritaları, uydu görüntülerini ve tanık ifadelerini bir araya getirmek gerekiyor.
Forensic Architecture: Devlet şiddetini belgeleyen yeni bir yöntem
2010 yılında Eyal Weizman öncülüğünde kurulan Forensic Architecture, mimarlık, sanat, gazetecilik ve hukuku bir araya getiren disiplinler arası bir araştırma birimi. Grup, devlet güçleri tarafından işlenen şiddet olaylarını; video, fotoğraf, uydu görüntüsü, ses kaydı ve 3 boyutlu modelleme gibi araçlarla yeniden inşa ediyor. Amaç, uluslararası mahkemelerde ve kamuoyu önünde kanıt oluşturmak.
Forensic Architecture'ın çalışmaları arasında Gazze'deki 2014 ve 2021 saldırılarında sivil hedeflerin vurulması, İsrail askerlerinin Filistinli göstericilere karşı kullandığı orantısız güç, Suriye'deki kimyasal saldırılar ve daha birçok uluslararası insan hakları ihlali yer alıyor. Grup, özellikle İsrail'in askeri operasyonlarında sivil kayıpları gizlemek için kullandığı yöntemleri ifşa etmesiyle tanınıyor.
Weizman, bir röportajında "Ben İsrail ayrıcalığının içine doğdum ve hayatımın işi bu ayrıcalığı ortadan kaldırmak" diyerek, kendi konumunu sorgulayan bir aydın portresi çiziyor. Ona göre adalet, ancak ayrıcalıklı kesimlerin kendi iktidarlarını sorgulaması ve dağıtmasıyla mümkün olabilir.
Uluslararası hukuk ve tanıklık mücadelesi
Forensic Architecture'ın raporları, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ve Birleşmiş Milletler gibi kurumlar tarafından delil olarak kullanıldı. Özellikle 2021'deki Gazze saldırısı sırasında İsrail'in sivilleri hedef aldığına dair hazırladıkları rapor, uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı. Grup, aynı zamanda ABD'de polis şiddeti, Myanmar'da Rohingya katliamı ve Ukrayna'daki savaş suçları gibi konularda da çalışmalar yürütüyor.
Ancak Weizman ve ekibi, İsrail yanlısı lobilerin ve bazı hükümetlerin hedefi haline geldi. İsrail, Forensic Architecture'ı "terörizme destek vermekle" suçladı; grup zaman zaman akademik ve finansal baskılarla karşılaştı. Buna rağmen Weizman, çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Ona göre asıl mesele, Filistinlilerin yaşadığı adaletsizliği dünya kamuoyuna duyurmak ve uluslararası hukuku işletmek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Eyal Weizman'ın çalışmaları, Türkiye'nin Filistin meselesine yaklaşımı açısından önemli bir referans noktası. Türkiye, uzun yıllardır Filistin davasını destekliyor ve İsrail'in işgal politikalarını eleştiriyor. Forensic Architecture gibi bağımsız belgeleme girişimleri, uluslararası hukuk zemininde Filistin'in haklarını savunmak isteyen ülkeler için somut kanıtlar sunuyor. Türkiye, bu tür raporları BM ve diğer platformlarda kullanarak İsrail'in uygulamalarını gündeme taşıyabilir. Ayrıca Weizman'ın "ayrıcalık" eleştirisi, küresel adalet arayışında Türkiye'ye ilham verebilir. Bölgesel istikrar açısından ise işgalin belgelenmesi, kalıcı bir çözüm için zemin hazırlar.