İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Gazze'de yaşanan insani kriz için özür diledi. Ancak bu özür, ülkesinin İsrail'e yönelik silah ihracat lisanslarını durdurmaya yetmedi. Temmuz ayında Downing Street'e adım atmadan önce bile Gazze'deki acıyı 'kolektif vicdanımızdaki bir yara' olarak tanımlayan Burnham, İşçi Partisi'nin geçmişteki tutumunu eleştirerek özür dilemişti. Fakat İngiltere'nin silah lisansları, bu söylemin pratiğe dökülmediğini gösteriyor.
Özür ve Silah Lisansları Arasındaki Uçurum
Andy Burnham'ın siyasi kariyeri, pişmanlık ve özür dileme üzerine inşa edildi. Temmuz 2024'te başbakan olmadan önce yaptığı açıklamada, Gazze'deki durumu 'kolektif vicdanımızdaki bir yara' olarak nitelendirmiş ve İşçi Partisi'nin bu konuda yeterince cesur davranmadığını kabul etmişti. Burnham, partisinin Filistin yanlısı tutumunu güçlendireceği sinyalini vermişti. Ancak göreve geldikten sonra, İngiltere'nin İsrail'e yönelik silah ihracat lisanslarında köklü bir değişiklik yapmadı.
İngiltere hükümeti, silah ihracat lisanslarını 'insan hakları ihlalleri riski' taşıyan ülkelere karşı gözden geçireceğini açıklamış olsa da, İsrail'e yapılan satışların büyük kısmı devam ediyor. 2024 yılının ilk yarısında İngiltere, İsrail'e yaklaşık 100 milyon sterlin değerinde askeri malzeme ihracatı gerçekleştirdi. Bu malzemeler arasında F-35 savaş uçakları için parçalar, insansız hava araçları ve deniz sistemleri bulunuyor. Uluslararası hukuk uzmanları, bu tür ihracatın Gazze'deki sivil kayıpları dolaylı olarak artırdığını belirtiyor.
Burnham'ın özrü, İngiltere'nin Orta Doğu'daki itibarını düzeltmeye yönelik bir adım olarak görülse de, diplomatik çevrelerde 'göstermelik' olarak değerlendiriliyor. İngiliz hükümeti, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin çağrılarına rağmen silah ambargosu konusunda somut bir adım atmadı. Muhalefet partileri, Burnham'ı 'çifte standart' uygulamakla suçluyor. İşçi Partisi içinden bazı milletvekilleri, hükümetin insan hakları söylemiyle çeliştiğini dile getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İngiltere'nin silah ihracatı, sadece İsrail-Filistin çatışması bağlamında değil, aynı zamanda küresel silah ticareti düzeninde de önemli bir yer tutuyor. İngiltere, dünyanın en büyük yedinci silah ihracatçısı konumunda. İsrail'e yapılan satışlar, ülkenin savunma sanayii için kritik bir pazar. Ancak bu durum, İngiltere'nin uluslararası hukuk ve insan hakları taahhütleriyle çelişiyor.
Orta Doğu'da yaşanan insani kriz, Birleşmiş Milletler raporlarına göre her geçen gün daha da derinleşiyor. Gazze'de 2024 yılı boyunca 40 binden fazla sivil hayatını kaybetti. İngiltere'nin silah lisanslarını askıya almaması, bölgedeki barış çabalarını zayıflatıyor. Avrupa Birliği ülkelerinden bazıları, İsrail'e silah satışını durdurma kararı alırken, İngiltere'nin tutumu dikkat çekiyor. Fransa ve İspanya, benzer adımlar atmış, ancak İngiltere 'stratejik ortaklık' gerekçesiyle ihracatı sürdürüyor.
Burnham'ın özrü, aslında İngiltere'nin ikiyüzlü politikasının bir yansıması. Bir yandan insani dramı kabul ederken, diğer yandan silah satışına devam etmek, uluslararası arenada güvenilirliği zedeliyor. İngiliz kamuoyunda da bu çelişkiye dair tepkiler artıyor. Sivil toplum kuruluşları, hükümeti 'savaş suçlarına ortaklık' yapmakla suçluyor ve silah ambargosu çağrısı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin İsrail'e silah ihracatını sürdürmesi, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Filistin davasını destekleyen ve İsrail'e yönelik eleştirileri en sert dille dile getiren ülkelerden biri. İngiltere'nin özür dileyip silah satmaya devam etmesi, Batı'nın çifte standardını gözler önüne seriyor ve Türkiye'nin bölgedeki arabuluculuk rolünü güçlendiriyor. Ayrıca İngiltere ile savunma sanayii iş birliği yürüten Türkiye için, bu tür lisanslar dolaylı olarak rekabet ve ittifak dengelerini etkileyebilir. Türkiye, Gazze'de kalıcı ateşkes için diplomatik çabalarını sürdürürken, İngiltere'nin tutumu Ankara'nın haklılığını artırıyor.