İsrail Güvenlik Kabinesi, perşembe günü işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde 13 yeni yasadışı yerleşim yeri kurulmasını onayladı. Filistinli yetkililer, bu adımın bölgeyi daha da parçalayacağı ve Doğu Kudüs'ün Filistin çevresinden kopmasına yol açacağı uyarısında bulundu. Anadolu Ajansı'nın aktardığı bilgiye göre, söz konusu karar uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen, İsrail hükümeti genişleme politikasını sürdürüyor. Bu gelişme, İsrail-Filistin çatışmasının merkezinde yer alan Kudüs'ün statüsünü daha da karmaşık hale getiriyor.
Yerleşim genişlemesinin arka planı
İsrail'in bu hamlesi, mevcut hükümetin sağcı ve dini milliyetçi koalisyon ortağı partilerin baskısı altında alındı. Kabine tarafından onaylanan plana göre, Batı Şeria'nın C bölgesi olarak adlandırılan ve İsrail'in tam kontrolünde bulunan alanlarda yeni yerleşim birimleri inşa edilecek. Bu yerleşimlerin, Filistin topraklarının bölünmesine yol açarak iki devletli çözümü fiilen imkânsız hale getireceği ifade ediliyor.
Uluslararası toplum, İsrail'in Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini defalarca kınamış, bu adımları uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirmiştir. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşim kurulmasını açıkça yasaklamaktadır. Ancak İsrail hükümeti, bu kararlara rağmen yerleşimler için onay vermeye devam ediyor.
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'ın sözcüsü Nabil Abu Rudeineh, yaptığı açıklamada, bu kararın İsrail'in barış sürecini baltalamaya yönelik bir provokasyon olduğunu belirtti. Rudeineh, "Bu karar, uluslararası topluma meydan okumadır ve bölgeyi yeni bir çatışma sarmalına sürükleyebilir" ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut
Yerleşimlerin genişlemesi yalnızca Filistin-İsrail ilişkilerini değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Ürdün ve Mısır gibi komşu ülkeler, İsrail'in bu tür tek taraflı adımlarının barış çabalarını zora soktuğunu vurguluyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı da kararı kınayarak İsrail'e uluslararası yaptırım çağrısında bulundu.
ABD ve Avrupa Birliği, resmî olarak yerleşimlere karşı çıksa da somut adımlar atmakta yetersiz kalıyor. Biden yönetimi, İsrail'e yönelik eleştirilerini dile getirse de, İsrail'in güvenlik kaygılarını anladığını belirterek denge politikası izliyor. AB ise yerleşim ürünlerini etiketleme gibi sembolik önlemler dışında etkili bir müdahalede bulunmuyor.
Bu durum, Filistin yönetiminin uluslararası platformlarda daha sert adımlar çağrısı yapmasına yol açıyor. Filistin Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvurarak İsrail'in yerleşim faaliyetlerinin savaş suçu oluşturduğu iddiasını yeniden gündeme getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve Doğu Kudüs'ün statüsüne hassasiyet gösteren bir ülkedir. Ankara, İsrail'in bu adımını kınamış ve uluslararası topluma harekete geçme çağrısı yapmıştır. Türkiye'nin bölgedeki etkisi göz önüne alındığında, bu gelişme Türk dış politikasında Filistin meselesinin yeniden ön plana çıkmasına neden olabilir. Aynı zamanda, Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşme çabalarına rağmen, bu tür adımlar ikili ilişkilerde gerilime yol açabilir. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM nezdinde Filistin'i destekleyen tutumunu sürdürecek, ancak pratikte etkili bir yaptırım gücü bulunmamaktadır.