İspanya'da sol koalisyon hükümetinin, Avrupa genelinde düzensiz göçe karşı artan baskıya meydan okuyarak başlattığı devasa göçmen yasallaştırma programı bugün sona eriyor. Başvuruların son gününde binlerce düzensiz göçmen, yasal statü kazanma umuduyla dosyalarını tamamlamak için yarışıyor. Hükümet yetkilileri, program kapsamında şu ana kadar bir milyondan fazla kişinin başvuruda bulunduğunu açıkladı. Söz konusu af, Avrupa tarihindeki en büyük toplu göçmen yasallaştırma operasyonu olarak kayıtlara geçti.
Arka plan: İspanya'nın açık kapı politikası
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez liderliğindeki sol koalisyon hükümeti, düzensiz göçmenlere yönelik bu kapsamlı affı Kasım 2024'te duyurmuştu. Program, 1 Kasım 2021 ile 1 Kasım 2024 arasında İspanya'da bulunan ve belirli koşulları sağlayan tüm düzensiz göçmenlerin üç yıllık oturma ve çalışma izni almasına imkan tanıdı. Başvurular, 3 Haziran 2025'te sona eriyor.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre, program kapsamında en yüksek başvuru, ülkedeki en büyük düzensiz göçmen grubunu oluşturan Faslılardan geldi. Onları Kolombiya, Venezuela ve Honduras vatandaşları takip etti. Başvuruların büyük kısmı, Katalonya, Madrid ve Endülüs bölgelerinde yoğunlaştı. Bu bölgeler, tarım, inşaat ve hizmet sektörlerinde yoğun bir şekilde kayıt dışı işçi çalıştırıyor.
Program, işverenler, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinden geniş destek görürken, muhafazakâr ve aşırı sağ partilerden sert eleştiriler aldı. Muhalefet, bu tür bir affın "çekim etkisi" yaratarak daha fazla düzensiz göçe yol açacağını savunuyor. Ancak hükümet, programın göçmen kaçakçılığını azaltacağını ve kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alarak sosyal güvenlik sistemine katkı sağlayacağını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa'nın göç politikalarında çatlak
İspanya'nın bu hamlesi, AB genelinde giderek sertleşen göç politikalarının tam tersi bir yönde ilerliyor. Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkeler son yıllarda sınır kontrollerini artırırken, sığınma başvuru prosedürlerini sıkılaştırdı. Avrupa Birliği'nin yeni Göç ve Sığınma Paktı, düzensiz göçmenlerin üye ülkeler arasında dağıtımını zorunlu hale getirerek "dayanışma" mekanizması kurmayı amaçlıyordu, ancak uygulamada Macaristan ve Polonya gibi ülkelerin direnciyle karşılaştı.
İspanya'nın tercihi, demografik ve ekonomik gerçeklere dayanıyor. Ülke, yaşlanan nüfusu ve düşük doğum oranları nedeniyle işgücü açığı yaşıyor. Tarım, turizm ve bakım sektörlerinde yabancı işçilere bağımlı olan İspanya ekonomisi, kayıt dışı işçilerin yasallaştırılmasıyla vergi gelirlerini artırmayı hedefliyor. Ekonomi Bakanlığı, programın gayri safi yurtiçi hasılaya yıllık en az 2 milyar avro katkı sağlayacağını tahmin ediyor.
Bu politika, AB içinde tartışma yaratırken, İspanya'yı Latin Amerika ve Afrika ülkeleri nezdinde daha popüler bir ortak konumuna getiriyor. Özellikle Venezuela ve Honduras gibi kriz bölgelerinden gelen göç dalgaları, İspanya'yı bu ülkelerle diyalog halinde kalmaya zorunlu kılıyor. Ancak programın sürdürülebilirliği, muhalefetin olası bir seçim zaferinde tehlikeye girebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İspanya'nın bu hamlesi, Türkiye'nin kendi göç politikaları açısından önemli bir referans noktası oluşturuyor. Türkiye, halihazırda yaklaşık 4 milyon düzensiz göçmene ev sahipliği yaparken, Suriyelilerin entegrasyonu ve bazılarına vatandaşlık verilmesi tartışmaları devam ediyor. İspanya modeli, kayıt dışı işgücünün kayıt altına alınmasının ekonomik faydalarını gösterirken, aynı zamanda toplumsal kabulün önemli bir zorluk olduğunu da ortaya koyuyor. Ayrıca AB'nin göç konusunda bölünmüş yapısı, Türkiye-AB geri kabul anlaşmasının geleceği ve Türkiye'nin AB ile göç yönetimi işbirliği açısından belirsizlik yaratıyor. İspanya gibi büyük bir ülkenin bu yönde adım atması, AB'nin göç politikalarında daha kapsayıcı bir yaklaşıma yönelme potansiyelini artırabilir; bu da Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde avantaj sağlayabilir.