İspanya, Fas'tan Kuzey Afrika'daki İspanyol yerleşim bölgesi Ceuta'ya yönelik kitlesel göçmen akını karşısında bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin sergilediği 'bencil' tutumu sert sözlerle eleştirdi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin Ceuta'daki görüntüleri 'şok edici' olarak nitelendirmesinin ardından Roma yönetimi, İspanya ile Schengen anlaşmasını geçici olarak askıya aldı. Bu gelişme, Avrupa'nın göç politikalarındaki derin bölünmeleri bir kez daha gün yüzüne çıkarırken, Madrid'in Brüksel'den daha fazla dayanışma talebini de beraberinde getirdi.
Ceuta'da Yaşananlar ve İspanya'nın Tepkisi
Geçtiğimiz hafta sonu itibarıyla aralarında çok sayıda kadın ve çocuğun da bulunduğu yaklaşık 8.000 kişi, Fas tarafından düzenlenen ve güvenlik güçlerinin müdahalesiyle son bulan bir dalgayla Ceuta'ya geçmeye çalıştı. İspanyol hükümeti, bu hareketliliğin arkasında Fas'ın göçü siyasi bir baskı aracı olarak kullandığını öne sürdü. İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, 'Sınırlarımız Avrupa'nın sınırlarıdır ve bu konuda yalnız bırakılmamalıyız' diyerek AB ülkelerine çağrıda bulundu.
İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares ise yaptığı açıklamada, 'Bazı ortaklarımızın yalnızca kendi iç kamuoylarına odaklanıp Avrupa'nın ortak sorunlarına sırt çevirmesi kabul edilemez. Göç, hepimizin ortak sorumluluğudur' ifadelerini kullandı. Albares, özellikle Fransa ve Almanya'dan daha somut destek beklediklerini dile getirdi.
Öte yandan, İtalya'nın Schengen'i askıya alma kararı, iki AB ülkesi arasında nadir görülen diplomatik bir gerilime yol açtı. İtalya İçişleri Bakanlığı, kararın 'kontrolsüz göç akışlarının önlenmesi' amacıyla alındığını açıkladı. Ancak İspanyol yetkililer, bu adımı 'orantısız' ve 'yanlış yönlendirilmiş' olarak nitelendirdi. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, 'İtalya'nın bu kararını anlamakta güçlük çekiyoruz. Schengen, krize çözüm değil, krizin parçası haline gelmemeli' dedi.
Avrupa'nın Göç Politikalarındaki Çatlak
Ceuta krizi, Avrupa Birliği'nin ortak sığınma ve göç politikası oluşturma çabalarındaki tıkanıklığı yeniden gözler önüne serdi. 2015'teki mülteci krizinden bu yana üye ülkeler, yük paylaşımı konusunda uzlaşamıyor. Doğu Avrupa ülkeleri zorunlu kota sistemine karşı çıkarken, Akdeniz ülkeleri düzensiz göçün yükünü tek başına taşıdıklarını savunuyor. İtalya ve İspanya gibi ülkeler, sınırlarında yaşanan insani dramların Avrupa'nın geri kalanı tarafından görmezden gelindiğini vurguluyor.
Uzmanlar, İtalya'nın Schengen'i askıya alma kararının sembolik olmanın ötesinde, AB içindeki güven bunalımını derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor. Schengen bölgesi, pasaportsuz seyahatin simgesi olmasının yanı sıra, Avrupa entegrasyonunun en somut kazanımlarından biri olarak görülüyor. Bu mekanizmanın sık sık askıya alınması, bütünleşme idealine gölge düşürüyor.
Fas'ın göçü diplomatik bir koz olarak kullanması ise bölgedeki dengeleri değiştiriyor. İspanya, Fas'la ilişkilerinde son yıllarda yaşanan gerginliklerin ardından bu tür bir baskıyla karşı karşıya kalabilir. 2021'de Batı Sahra konusunda yaşanan krizde de benzer bir göç dalgası yaşanmış, İspanya geri adım atmak zorunda kalmıştı. Bu kez de benzer bir senaryonun yaşanması, Avrupa'nın sınır güvenliği konusunda ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta krizi, Avrupa'nın düzensiz göçle mücadelede hâlâ ortak bir çözüm üretemediğini göstermesi bakımından Türkiye için de önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, 2016 AB-Türkiye mutabakatı kapsamında mülteci akışını kontrol altında tutarken, AB'nin bu konudaki dayanışma sözlerini tam olarak yerine getirmediğini sık sık dile getirmişti. İspanya'nın yalnız bırakılması, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu 'yük paylaşımı' ilkesinin hayata geçirilmediği eleştirisini güçlendiriyor. Ayrıca Fas gibi ülkelerin göçü siyasi baskı aracı olarak kullanması, Türkiye'nin de benzer bir durumla karşılaşma ihtimalini akıllara getiriyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin sınır güvenliği ve göç yönetimi politikalarının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor; ancak AB'nin ortak bir göç politikası oluşturmakta başarısız olması, Türkiye'ye yönelik yükümlülüklerini de tartışmalı hale getiriyor.