On yıllardır İran ve Umman arasında müzakere edilen bir deniz anlaşması, stratejik Hürmüz Boğazı'ndaki ana gemi yollarını düzenlemektedir. Ancak İran, bu 1968 tarihli anlaşmayı tanımadığını açıklayarak bölgedeki jeopolitik gerilimi artırmıştır. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık üçte birinin geçtiği kritik bir su yoludur ve bu nedenle uluslararası enerji güvenliği açısından hayati öneme sahiptir. İran'ın anlaşmayı reddetmesi, bölgedeki deniz trafiğinin geleceği ve küresel petrol fiyatları üzerinde belirsizlik yaratmıştır.
1968 Anlaşmasının Tarihçesi ve Kapsamı
1968 yılında İran ve Umman arasında imzalanan anlaşma, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini düzenlemek için ortak bir deniz güvenliği mekanizması oluşturmuştur. Anlaşma, boğazın iki yakasında bulunan İran ve Umman'ın karasularını ve seyir serbestisini tanımlamıştır. O dönemde İran, Şah Rıza Pehlevi yönetimi altındaydı ve Batı ittifakına yakın bir politika izliyordu. Anlaşma, uluslararası hukuk çerçevesinde gemilerin zararsız geçişini garanti altına almayı ve taraflar arasında deniz yetki alanlarının sınırlarını belirlemeyi amaçlıyordu. Ancak 1979 İran İslam Devrimi sonrasında yeni rejim, bu anlaşmayı meşru görmemeye başlamıştır.
İran'ın anlaşmayı reddetmesinin arkasında, devrim sonrası ulusal egemenlik anlayışı ve Batı karşıtı söylemler yatmaktadır. İranlı yetkililer, anlaşmanın Şah döneminde imzalandığı için hukuken geçersiz olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca, Umman'ın Suudi Arabistan ve ABD ile yakın ilişkileri, İran'ın bu anlaşmaya temkinli yaklaşmasına neden olmaktadır. Buna karşın Umman, anlaşmayı hala yürürlükte kabul etmekte ve uluslararası toplumu İran'ı bu konuda ikna etmeye çağırmaktadır.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki gemi yollarının düzenlenmesi, yalnızca İran ve Umman'ı ilgilendirmez; Küresel enerji piyasaları, bölgedeki güç dengeleri ve deniz güvenliği açısından kritik bir konudur. İran'ın anlaşmayı reddetmesi, bölgedeki diğer aktörlerin de tepkisine yol açmıştır. ABD ve Suudi Arabistan, İran'ın bu tutumunu “provokatif” olarak nitelendirirken, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) gibi uluslararası düzenlemeler ışığında sorunun çözülmesi çağrısında bulunmaktadır. İran'ın bu reddedişi, aynı zamanda İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuz mücadelesiyle de bağlantılıdır.
İran, geçmişte de defalarca Hürmüz Boğazı'nı askeri bir koz olarak kullanmıştır. 2019'da petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve bazı gemilere el konulması, bu stratejinin bir parçasıdır. Anlaşmayı reddederek İran, kendine daha geniş bir manevra alanı yaratmayı ve Batılı güçlere karşı pazarlık gücünü artırmayı hedefliyor olabilir. Bu durum, bölgedeki deniz trafiği için güvenlik riskini artırırken, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden olmaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki bu gelişme, Türkiye için dolaylı ama önemli etkiler taşımaktadır. Türkiye, enerjide büyük oranda ithalata bağımlı olup, petrol ve doğalgazın önemli bir kısmı Ortadoğu'dan gelmektedir. Boğazdaki olası bir kriz, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve ekonomik istikrarı tehdit edebilir. Ayrıca Türkiye, İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabette denge politikası izlemekte olup, bölgede tansiyonun yükselmesi Ankara'nın diplomatik manevra alanını daraltabilir. Türkiye'nin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olması ve uluslararası deniz hukukuna verdiği önem, bu tür anlaşmazlıklarda arabuluculuk girişimlerinde bulunabileceğini göstermektedir. Öte yandan, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kendi deniz yetki alanı mücadeleleri, Hürmüz Boğazı benzeri konulara duyarlılığını artırmaktadır. Bu nedenle İran'ın anlaşmayı reddetmesi, Türkiye tarafından dikkatle izlenmektedir.