İran'ın Basra Körfezi'ndeki son saldırıları, bölge ülkelerinin ABD askeri varlığına olan bağımlılığını bir kez daha gündeme taşıdı. Hedef ülkelerde geniş Amerikan askeri üsleri ve binlerce personel bulunurken, Washington'un Tahran'a yönelik savaş benzeri operasyonları artıyor. Bu durum, Körfez monarşilerinin güvenlik stratejilerinde ABD'nin alternatifsiz bir ortak olduğunu teyit ediyor.
Saldırıların Arka Planı ve ABD'nin Rolü
İran, son haftalarda Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi Körfez ülkelerine yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarını artırdı. Bu ülkeler, ABD Merkez Kuvvetleri'nin (CENTCOM) ana karargahlarına ev sahipliği yapıyor; Suudi Arabistan'daki Kral Faysal Hava Üssü ve Katar'daki El-Udeid şimdiye kadar benzer saldırılara maruz kaldı. ABD'nin bölgede konuşlu yaklaşık 70 bin askeri personeli bulunuyor ve bu güç, İran'ın misilleme operasyonlarına karşı kalkan görevi görüyor. Ancak Pentagon, son saldırılarda Patriot hava savunma sistemlerinin yetersiz kaldığını ve bazı hedeflerin vurulduğunu kabul etti.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran'ın nükleer programını durdurmak için 'maksimum baskı' politikası uygularken, Körfez ülkeleri bu çatışmanın yan etkilerinden en çok zarar gören aktörler konumunda. Özellikle Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine yönelik 2019'daki saldırılar, Riyad'ın savunma zaafiyetini ortaya çıkarmıştı. Son saldırılarda ise İran, ABD'ye ait İHA'ları düşürdüklerini ve Körfez'deki ticari gemilere el koyduklarını duyurdu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Körfez ülkeleri, İran tehdidine karşı kendilerini korumak için son on yılda savunma harcamalarını iki katına çıkardı. Buna rağmen, kendi silah sistemleriyle etkin bir hava savunması kuramadılar; Suudi Arabistan ve BAE, envanterlerindeki ABD yapımı sistemleri çalıştırmak için Amerikan teknisyenlerine bağımlı durumda. Bu bağımlılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin dış politikada Washington'un çizgisinin dışına çıkmasını neredeyse imkansız hale getiriyor.
Çin ve Rusya, Körfez'de artan ABD-Iran gerilimini kendi lehlerine kullanmaya çalışıyor. Pekin, Suudi Arabistan ile stratejik ortaklık anlaşması imzalarken, Moskova Körfez monarşilerine S-400 hava savunma sistemi satmayı teklif etti. Ancak bu sistemlerin ABD teknolojisiyle uyumsuzluğu ve yaptırım riskleri, Körfez ülkelerinin tercihini ABD'den yana kullanmasına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın Körfez saldırıları ve ABD'nin artan askeri varlığı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik dengelerini doğrudan etkiliyor. Ankara, Körfez ülkeleriyle son yıllarda geliştirdiği ekonomik ve siyasi ilişkileri (örneğin Suudi Arabistan'la normalleşme) sürdürürken, ABD-Iran çatışmasının tırmanması NATO'nun güney kanadını istikrarsızlaştırabilir. Türkiye, Irak ve Suriye'de İran'la çatışma halinde olduğu için Körfez'deki herhangi bir çatışma, Türk çıkarlarını da tehdit edebilir. Ayrıca, ABD'nin Körfez'e yığınak yapması, Doğu Akdeniz ve Kafkasya'da boşluk yaratabilir; Türkiye bu fırsatı kendi lehine kullanmaya çalışabilir. Ancak Ankara, ne Washington'la ne de Tahran'la tam bir kopuş yaşamadan, dengeli bir politika izlemek zorunda.