İran'ın en üst düzey ortak askeri komutanlığı olan Hatam el-Enbiya Merkez Karargahı, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yeniden saldırması halinde daha önceki yanıttan çok daha şiddetli bir karşılık alacağını duyurdu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın ülkesinin İran'ı vuracağı yönündeki sözlerinin ardından geldi ve iki ülke arasındaki gerilimin yeniden tırmanmasına neden oldu. İranlı komutanlar, ABD'nin herhangi bir askeri müdahalesinin sadece bölgesel değil, küresel sonuçları olacağını vurgularken, Tahran yönetiminin savunma kapasitesinin son yıllarda önemli ölçüde arttığına dikkat çekiyor.
Tehditlerin arka planı ve tarafların tutumları
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada İran'a yönelik olası bir askeri operasyonu ima etmiş ve ülkesinin İran'ın nükleer programına izin vermeyeceğini yinelemişti. Trump'ın bu sözleri, Ocak ayında İranlı general Kasım Süleymani'nin ABD tarafından öldürülmesinin ardından yaşanan gerilimin yeniden alevlenmesi olarak yorumlandı. O dönemde İran, ABD'nin Irak'taki askeri üslerine füze saldırıları düzenlemiş ve bu saldırıların intikam amacı taşıdığını duyurmuştu. Şimdi ise Hatam el-Enbiya Merkez Karargahı'ndan yapılan açıklamada, "Amerika Birleşik Devletleri, İran'a yönelik herhangi bir saldırıda bulunursa, daha önce gördüklerinden çok daha sert bir yanıt alacaktır. Biz askeri seçenekler konusunda ciddiyiz ve ülkemizi savunmak için her türlü tedbiri aldık." ifadeleri kullanıldı.
İranlı yetkililer, ABD'nin baskılarına karşı ülke içinde birliği korumaya çalışırken, dış politikada da Rusya ve Çin gibi müttefiklerle ilişkilerini güçlendirme çabası içinde. Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İran'a yönelik silah ambargosunun sona ermesi için yapılan girişimler, Tahran'ın elini güçlendirmiş durumda. İran'ın askeri kapasitesi, balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla ABD ve müttefiklerine karşı koyma yeteneği, bu tehditlerin ciddiyetini artırıyor. İran Devrim Muhafızları, son yıllarda savunma sistemlerini modernize ederken, denizden karaya atılan füzeler ve insansız hava araçları gibi yeni teknolojiler geliştirdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Gerilimin tırmanma riski
ABD ile İran arasındaki bu son gerilim, sadece iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu etkileme potansiyeline sahip. Özellikle Basra Körfezi'ndeki petrol geçiş yollarının güvenliği, bu gerilimin küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açabileceği anlamına geliyor. Geçtiğimiz yıl içinde Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırılar ve Umman Körfezi'nde tankerlere düzenlenen operasyonlar, bölgenin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne sermişti. Uzmanlar, ABD ile İran arasında doğrudan bir askeri çatışmanın, sadece iki ülke için değil, aynı zamanda Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan gibi dolaylı olarak çatışmanın içinde yer alan ülkeler için de yıkıcı sonuçları olabileceğini belirtiyor. İran, bölgedeki müttefik gruplar aracılığıyla ABD'nin çıkarlarına saldırma kapasitesine sahipken, ABD de Suudi Arabistan ve İsrail ile işbirliğini artırarak İran'ı çevrelemeye çalışıyor. Bu durum, bölgedeki güç dengesini sürekli bir belirsizlik içinde tutuyor ve her an patlak verebilecek bir çatışmanın habercisi olarak görülüyor.
Diplomatik cephede ise Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları sakinleştirmeye çalışsa da, somut bir ilerleme kaydedilebilmiş değil. İran'ın nükleer anlaşmaya (JCPOA) uyumunu azaltması ve uranyum zenginleştirme seviyesini artırması, uluslararası toplumun endişelerini artırırken, ABD'nin anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması, tansiyonu düşürmek bir yana, daha da yükseltti. Her iki taraf da geri adım atmaya yanaşmıyor ve bu kısır döngü, istikrarsızlığı beslemeye devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu gereği ABD-İran geriliminden doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. İran ile sınır komşusu olan Türkiye, bu gerilimin tırmanması halinde artan mülteci akını, sınır güvenliği sorunları ve bölgesel ticaretin aksaması gibi risklerle karşı karşıya kalabilir. Türkiye, İran ile enerji ticaretinde önemli bir ortak konumunda; doğalgaz ve petrol ithalatının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor. Olası bir çatışma, enerji fiyatlarını yükseltirken, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye'nin NATO üyesi olması ve ABD ile ittifak ilişkisi, bu gerilimde Ankara'yı zor bir denge politikası izlemeye itiyor. Türkiye, bir yandan ABD ile müttefiklik ilişkisini sürdürürken, diğer yandan İran ile komşuluk ve ekonomik işbirliğini korumak durumunda. Bu nedenle Ankara, son dönemde hem Washington hem de Tahran ile diyalog kanallarını açık tutarak, bölgesel bir savaşa sürüklenmekten kaçınmaya çalışıyor. Bununla birlikte, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri varlığı, İran destekli gruplarla potansiyel bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Tüm bu faktörler, Türkiye'nin bölgedeki istikrarın sağlanması için arabuluculuk rolü üstlenmesini daha da önemli hale getiriyor.