İran yönetimi, 2022 yılının sonlarında ülke genelinde patlak veren hükümet karşıtı protestolara katılan iki kişiyi daha idam etti. Yargı organına bağlı Mizan Haber Ajansı'nın aktardığına göre, Muhammed Gubeyşavi ve Muhammed Muhsin Şeyhi isimli iki mahkûm, “yeryüzünde bozgunculuk” ve “halka karşı silahlı eylem” suçlamalarıyla yargılandıkları davada suçlu bulunarak asılarak infaz edildi. İddianamede, iki sanığın, “bir kişinin öldürüldüğü anı kameraya kaydettikleri ve bu görüntüleri yurt dışındaki televizyon kanallarına ilettikleri” öne sürüldü. İdamlar, başta ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülke ve insan hakları örgütü tarafından sert bir dille kınandı.
Mahsa Amini Protestolarında Yükselen Dalga
Mehsa Emini’nin (asıl adı Jina Mahsa Amini) 16 Eylül 2022’de “ahlak polisi” nezaretinde hayatını kaybetmesinin ardından başlayan protestolar, kısa sürede İran’ın son on yıllardaki en geniş çaplı hükümet karşıtı harekete dönüştü. Kadınların öncülüğünde yükselen “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganıyla anılan gösterilerde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi gözaltına alındı ve yargılandı. İran yönetimi, protestoları “dış güçlerin kışkırttığı bir fitne” olarak nitelerken, göstericileri “silahlı ayaklanma” ile suçladı. İnsan hakları örgütleri, idam edilenlerin çoğunun adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığını ve itiraflarının işkence altında alındığını belirtiyor. Gubeyşavi ve Şeyhi’nin infazıyla birlikte, protestolarla bağlantılı olarak idam edilenlerin sayısı en az 13’e yükseldi. Batılı hükümetler, İran’ı idamları durdurmaya çağırırken, Tahran yönetimi içişlerine müdahale edilmesine izin vermeyeceklerini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran’ın idam politikası, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nden Avrupa Birliği’ne kadar birçok platformda eleştiriliyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “idam cezalarının derhal durdurulması” çağrısı yaparken, ABD Dışişleri Bakanlığı “bu eylemlerin cezasız kalmayacağını” belirtti. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, bu tür açıklamaları “çifte standart” olarak nitelendirerek reddetti ve İran yargısının bağımsız olduğunu savundu. Öte yandan, idamların bölgesel etkisi de dikkat çekiyor: Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri resmî bir yorum yapmazken, İsrail yönetimi idamları “insanlık suçu” olarak nitelendirdi. İran’ın iç istikrarsızlığı, nükleer müzakereler ve bölgesel güç dengeleri açısından da kritik bir dönemeç olarak görülüyor. Protestoların bastırılmasına rağmen, toplumsal taleplerin ve özellikle kadın haklarına yönelik hassasiyetin devam ettiği yorumları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’daki idam dalgası, Türkiye’nin komşusu olan bir ülkede yaşanan gelişmeler olarak doğrudan güvenlik ve dış politika bağlamında önem taşıyor. Türkiye, uzun yıllardır İran ile sınır güvenliği, enerji iş birliği ve bölgesel konularda angaje bir politika izliyor. Ancak Tahran’daki kitlesel gösteriler ve ardından gelen sert baskı, iki ülke ilişkilerinde insan hakları boyutunun gündeme gelmesine yol açabilir. Türkiye, genel olarak iç işlerine karışmama ilkesini benimsemekle birlikte, İran’daki istikrarsızlığın sınır ötesi güvenlik riskleri oluşturma potansiyeli bulunuyor. Özellikle PKK ve diğer terör örgütlerinin İran kuzeyindeki varlığı, Türkiye’nin bu bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmesini gerektiriyor. Ayrıca, İran’daki durumun bölgesel bir insan hakları krizine dönüşmesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde de bir referans noktası olabilir. Türkiye’nin, idamları kınayan uluslararası toplumun bir parçası olarak hareket ederken, ekonomik ve diplomatik çıkarlarını da gözeten bir denge politikası izlemesi bekleniyor.