ABD'nin İran'a yönelik politikasındaki tutarsızlık, Tahran yönetiminde stratejik bir kafa karışıklığına yol açıyor. Son aylarda Washington'dan gelen çelişkili sinyaller, İranlı yetkililerin “Acaba neyi kaçırıyoruz?” sorusunu sormasına neden oluyor. Ne var ki, uzmanlara göre asıl sorun ABD'nin İran konusunda kapsamlı bir 'büyük plana' sahip olmaması. Bu durum, Tahran'ın elini güçlendirirken bölgesel gerginliği de artırıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Tutarsız Adımlar ve Stratejik Boşluk
Biden yönetimi, göreve geldiğinde Trump döneminin 'azami baskı' politikasını terk ederek diplomasiye yönelme vaadinde bulunmuştu. Ancak bu süreçte uygulanan yaptırımların büyük kısmı kaldırılmadı. Nükleer anlaşma (JCPOA) müzakereleri Katar ve Umman aracılığıyla sürerken, ABD'nin İran'daki protestolara verdiği destek ve askeri yığınaklar çelişkili mesajlar içeriyor. Tahran, bu durumu “Amerika'nın kafası karışık” olarak yorumluyor. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüleri, Washington'un taleplerinin sürekli değiştiğini belirterek, “Karşımızda net bir strateji göremiyoruz” ifadelerini kullanıyor.
Bu belirsizlik, İran'ın bölgesel politikasında daha cesur adımlar atmasına zemin hazırlıyor. Yemen'deki Husilere silah desteği, Irak'ta Amerikan üslerine yönelik saldırılar ve Suriye'deki varlığın güçlendirilmesi, Tahran'ın elini güçlendirdiğini gösteriyor. Ekonomik yaptırımların devam etmesine rağmen, İran'ın petrol ihracatı Çin'e yapılan satışlarla artış gösteriyor. Bu da Tahran'ın kısa vadede büyük bir baskı altında olmadığı algısını pekiştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran Fırsat Kolluyor
İran, ABD'nin Ukrayna ve İsrail-Hamas savaşlarıyla meşgul olmasını fırsat olarak görüyor. Washington'un Avrupa ve Orta Doğu'da iki cephede birden angaje olması, Tahran'a hareket alanı tanıdı. Özellikle İsrail'in Gazze operasyonları sırasında Hizbullah'ın angajman kurallarını esnetmesi, İran'ın caydırıcılık stratejisinin bir parçası olarak yorumlanıyor. Körfez ülkeleri ise İran'ın yükselen aktivizmi karşısında ABD'nin net bir pozisyon alamamasından endişeli.
Çin ve Rusya'nın İran'la askeri ve ekonomik iş birliğini derinleştirmesi, Tahran'ın uluslararası izolasyonunu kısmen kırmasına yardımcı oluyor. BRICS üyeliği ve Şanghay İşbirliği Örgütü'ndeki gözlemci statüsü, İran'ın Batı dışı ittifaklarda yer arayışını yansıtıyor. Ancak bu durum, ABD ile İran arasında doğrudan bir çatışma riskini azaltmıyor, aksine Tahran'ın daha riskli adımlar atmasını teşvik edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD ilişkilerindeki bu belirsizlik, Türkiye'nin bölgesel hesaplarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran'la enerji ticareti ve sınır güvenliği konularında iş birliği yaparken, Suriye ve Irak'ta zaman zaman karşı karşıya geliyor. ABD'nin net bir İran stratejisinin olmaması, Ankara'nın hem Washington hem de Tahran'la ilişkilerinde manevra alanını daraltıyor. Türkiye, İran'ın bölgedeki nüfuzunun artmasından rahatsızlık duysa da, ABD'nin yaptırımlarını tam olarak desteklemekten kaçınıyor. Bu nedenle Ankara, diplomatik kanalları açık tutarken, İran'ın nükleer programına karşı da temkinli bir duruş sergiliyor. Sonuç olarak, İran'a yönelik 'büyük plan' eksikliği, Türkiye'nin bölgesel politikasında daha bağımsız ve çok yönlü bir çizgi izlemesini zorunlu kılıyor.