ABD ile İran arasında 30 gün önce imzalanan mutabakat zaptının (MoU) ardından sağlanan göreceli sükûnet, yerini ayların en kanlı çatışmalarına bıraktı. İki ülke arasındaki gerginliğin yeniden tırmanması, bölgede ateşkesin tamamen çökme tehlikesini beraberinde getirirken, uluslararası toplum da endişeyle gelişmeleri izliyor. Tarafların birbirlerini anlaşmayı ihlal etmekle suçlaması, diplomasi masasında varılan uzlaşının ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Mutabakat Süreci ve Kırılma Noktası
30 gün önce imzalanan mutabakat, ABD ve İran arasında nükleer program ve bölgesel nüfuz mücadelesi başta olmak üzere bir dizi hassas konuda diyalog kanallarını açmayı hedefliyordu. İlk haftalarda tarafların yapıcı adımlar attığı gözlenirken, özellikle Basra Körfezi'ndeki deniz güvenliği ve Yemen'deki vekalet savaşlarına dair bazı ön anlaşmalar sağlanmıştı. Ancak son 48 saatte yaşanan gelişmeler, bu kazanımları tersine çevirdi.
Kaynaklara göre, İran Devrim Muhafızları'na bağlı unsurlar, Basra Körfezi'nde bir ABD savaş gemisine yakın mesafede manevra yaparken, ABD Donanması uyarı ateşi açtı. Olayın ardından ABD Başkanı, İran'ı “provokasyon” ile suçlarken, Tahran yönetimi ise “meşru savunma hakkı”nı kullandığını savundu. Akabinde Suriye ve Irak'ta İran destekli milis grupları ile ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri arasında çatışmalar yeniden alevlendi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Yaşanan gerilim, yalnızca iki ülke arasında değil, tüm Ortadoğu'da dengeleri altüst etme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD-İran geriliminin artmasından doğrudan etkilenirken, Yemen’deki çatışmaların yeniden şiddetlenmesi insani krizi daha da derinleştirebilir. Öte yandan Rusya ve Çin, taraflara itidal çağrısı yaparken, Avrupa Birliği arabuluculuk girişimlerini hızlandırdı. BM Güvenlik Konseyi'nin acil toplantı talepleri ise ABD ve İran'ın itirazıyla karşılaştı.
Uzmanlar, mevcut mutabakat zaptının yasal bağlayıcılığının zayıf olması ve her iki tarafın da iç siyasi baskılarla karşı karşıya olması nedeniyle çatışmaların kısa vadede sona ermesinin zor göründüğünü belirtiyor. ABD'de yaklaşan başkanlık seçimleri, İran'da ise rejim içi muhalefet, tarafların uzlaşma yerine sertlik yanlısı söylemleri tercih etmesine neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'la savaşın yeniden alevlenmesi, Türkiye için ciddi güvenlik ve ekonomik riskler barındırıyor. Ankara, bir yandan komşusu İran’la sınır güvenliği ve terörle mücadelede iş birliğini sürdürürken, diğer yandan ABD ile stratejik ilişkilerini dengelemek zorunda. Çatışmaların tırmanması, Kuzey Irak ve Suriye'deki Türk askeri varlığını dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca Basra Körfezi'ndeki gerilim, enerji fiyatlarını yukarı çekerek Türkiye'nin cari açığı üzerinde baskı oluşturabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, tarafları sağduyuya çağıran diplomatik girişimlerini yoğunlaştırması ve olası bir sıcak çatışma senaryosuna karşı hazırlıklı olması önem taşıyor.