Avrupa ülkeleri, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ndeki yerleşim birimleriyle yapılan ticaret konusundaki pozisyonlarını resmen açıkladı. Açıklama, Avrupa Birliği'nin (AB) uzun süredir devam eden hukuki ve siyasi belirsizliğine son verme çabası olarak yorumlanıyor. Avrupa Adalet Divanı'nın (AAD) 2019'daki kararı, yerleşim ürünlerinin menşe ülke olarak İsrail etiketiyle satılamayacağını hükme bağlamıştı. Bu karar, üye ülkelerin ulusal düzenlemelerinde farklı uygulamalara yol açmıştı.
Gelişmenin Arka Planı
AB, 2015 yılında yayınladığı tebliğ ile yerleşim ürünlerinin "İsrail yerleşim birimi" ibaresiyle etiketlenmesini tavsiye etmişti. Ancak bu tavsiye, üye ülkeler arasında bağlayıcılık taşımadığı için farklı yorumlara açıktı. Fransa, Belçika, İsveç ve Danimarka gibi ülkeler etiketleme kurallarını sıkı şekilde uygularken, Macaristan, Çekya ve Polonya gibi ülkeler İsrail ile ticari ilişkilerini geliştirme yönünde adımlar attı. Avrupa Komisyonu, son açıklamasında üye ülkelerin AAD kararına uyması gerektiğini vurguladı ve yerleşim ürünlerinin AB pazarına girişinde ortak bir tutum benimsenmesi çağrısı yaptı.
İsrail Dışişleri Bakanlığı, açıklamayı "ayrımcı ve siyasi motivasyonlu" olarak nitelendirdi. Bakanlık sözcüsü, Avrupa ülkelerinin İsrail'e yönelik tutumunun ikili ilişkilere zarar verdiğini belirtti. Filistin yönetimi ise kararı memnuniyetle karşıladı ve tüm AB ülkelerini yerleşim ürünlerine yönelik yasal düzenlemeleri eksiksiz uygulamaya davet etti.
AB'nin dış politika şefi Josep Borrell, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "AB hukuku net: Yerleşim birimleri uluslararası hukuka aykırıdır ve buradan gelen ürünler normal ticari muamele göremez" dedi. Borrell, üye ülkelerin ulusal mevzuatlarını AB hukukuyla uyumlu hale getirmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Avrupa Parlamentosu'nda yapılan oturumda, bazı milletvekilleri İsrail ile ticaret anlaşmalarının gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın 2. maddesi, insan haklarına saygıyı şart koşuyor; ancak bugüne kadar bu maddeye dayanarak herhangi bir yaptırım uygulanmadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın bu adımı, uluslararası hukuk açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) 2004'teki danışma görüşünde, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin Cenevre Sözleşmesi'ni ihlal ettiğini bildirmişti. Ancak bugüne kadar BM Güvenlik Konseyi'nde bu konuda bağlayıcı bir yaptırım kararı alınamadı; ABD veto hakkını defalarca kullandı. Avrupa'nın tutumu, İsrail'in en büyük ticaret ortaklarından biri olan AB'nin ekonomik ağırlığını kullanma potansiyeli taşıyor. 2022 verilerine göre AB, İsrail'in toplam ticaretinin yaklaşık %30'unu oluşturuyor. Yerleşim ürünleri bu hacmin küçük bir kısmını teşkil etse de, etiketleme ve yasaklama kararları sembolik ve siyasi etki yaratabilir.
Öte yandan, bazı AB ülkelerinin İsrail ile savunma ve teknoloji işbirliğini derinleştirmesi, ticaret konusundaki tutumlarla çelişki oluşturuyor. Almanya, İsrail'e denizaltı ve gelişmiş silah sistemleri tedarik ederken, aynı zamanda yerleşim ürünlerine yönelik etiketleme kurallarını destekliyor. Bu ikilem, AB'nin Ortadoğu politikasında tutarlılık sorununu gözler önüne seriyor. Uzmanlar, Avrupa'nın İsrail-Filistin çatışmasında etkili bir aktör olabilmesi için sadece ticari değil, siyasi ve güvenlik boyutlarında da net bir strateji geliştirmesi gerektiğini belirtiyor.
ABD yönetimi, Avrupa'nın bu adımını temkinli karşıladı. Beyaz Saray sözcüsü, "İsrail'in güvenliği konusundaki taahhüdümüz sürüyor; ancak müttefiklerimizin uluslararası hukuka uygun hareket etmesini bekliyoruz" ifadelerini kullandı. İsrail yanlısı lobiler, Avrupa'daki bu gelişmenin ABD Kongresi'nde de yankı bulabileceği ve İsrail'e yapılan askeri yardımların sorgulanabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendiriyor ve Filistin'in haklarını savunuyor. Avrupa ülkelerinin ticaret konusundaki netleşen tutumu, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirebilir. Ancak Türkiye-AB ilişkileri zaten gergin; bu konu yeni bir işbirliği alanı yaratmaktan çok, mevcut ayrılıkları derinleştirebilir. Türkiye, İsrail ile ticari ilişkilerini sürdürürken Filistin davasındaki hassasiyetini korumaya çalışıyor. AB'nin adımı, Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolünü yeniden öne çıkarması için bir fırsat olabilir. Ayrıca, yerleşim ürünlerine yönelik olası bir AB yasağı, Türkiye üzerinden yapılan dolaylı ticareti etkileyebilir ve gümrük düzenlemelerini gündeme getirebilir.