Donald Trump'ın İran'a karşı uzun süredir vaat ettiği ancak bir türlü gerçekleşmeyen zaferi nihayet şekilleniyor. Tahran'ın bölgesel nüfuz ağı çöküş sinyalleri verirken, Beyaz Saray bu fırsatı kalıcı bir stratejik kazanıma dönüştürmenin peşinde. Peki, İran'ın yenilgisi gerçekten kapıda mı? İşte bu sorunun yanıtını veren beş kritik gelişme.
İran'ın Bölgesel Ağının Çöküşü
İran'ın on yıllardır inşa ettiği "Direniş Ekseni" olarak bilinen vekil güçler ağı, son aylarda benzeri görülmemiş bir erozyon yaşıyor. Lübnan'daki Hizbullah, İsrail'in yoğun operasyonları sonucu lider kadrosunu ve önemli askeri altyapısını kaybetti. Suriye'de Esad rejiminin beklenmedik çöküşü, İran'ın Şam üzerinden Akdeniz'e uzanan kara köprüsünü kesintiye uğrattı. Yemen'deki Husiler, ABD ve İngiltere'nin hava saldırılarıyla ciddi şekilde zayıflatıldı. Irak'taki Şii milisler ise İran'ın talimatlarına eskisi kadar hızlı yanıt vermiyor; yerel siyasette bağımsız hareket etme eğilimleri artıyor.
Tahran'ın bu ağ üzerinden yürüttüğü "stratejik derinlik" doktrini, artık bir savunma hattına dönüşmüş durumda. İran, kendi sınırlarına yakın bölgelerde bile kontrolü kaybetmemek için kaynaklarını seferber etmek zorunda kalıyor. Bu durum, ülkenin ekonomik ve askeri kapasitesini hızla tüketiyor.
İran'ın nükleer programı da uluslararası baskılar ve olası sabotajlar nedeniyle yavaşlamış görünüyor. Uranyum zenginleştirme faaliyetleri devam etse de, İsrail'in gizli operasyonları ve ABD'nin yaptırımları, programın ilerlemesini sekteye uğratıyor. Tahran, bir yandan nükleer eşiği geçmeye çalışırken diğer yandan artan izolasyonla boğuşuyor.
Trump'ın Stratejisi ve Bölgesel Dengeler
Donald Trump, ilk başkanlık döneminde İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını başlatmış, 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmiş ve 2020'de Kasım Süleymani'yi öldürten hava saldırısını emretmişti. Ancak o dönemde İran'ın bölgesel ağı hâlâ ayaktaydı ve Tahran, misilleme kapasitesini koruyordu. Şimdi ise tablo değişmiş durumda. Trump, ikinci döneminde İran'ı tamamen köşeye sıkıştırmayı hedefliyor. Ekonomik yaptırımları sıkılaştırırken, bölgesel müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan'a verdiği destekle İran'ı çevreleme stratejisini derinleştiriyor.
İsrail, Gazze'deki savaşın ardından Hizbullah'a yönelik geniş kapsamlı bir operasyon başlattı ve İran'ın en güçlü vekilini ciddi şekilde zayıflattı. Bu operasyonlar, İran'ın caydırıcılık kapasitesini sorgulanır hale getirdi. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ise İran'ın zayıflamasından memnun; bölgesel güç dengelerini kendi lehlerine çevirmek için ABD ile işbirliğini artırıyor.
Rusya'nın Ukrayna'daki savaşına odaklanması, Çin'in ise ekonomik öncelikleri nedeniyle İran'a sınırlı destek vermesi, Tahran'ı yalnız bırakıyor. İran, geleneksel müttefiklerinden beklediği diplomatik ve askeri desteği bulamıyor. Bu izolasyon, rejimin iç baskılarla da birleşince daha da kırılgan hale gelmesine yol açıyor. Ülkede ekonomik kriz derinleşiyor, protestolar artıyor ve yönetim meşruiyetini kaybediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın bölgesel yenilgisi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Irak ve Suriye'de İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin bu ülkelerdeki PKK/YPG uzantılarına karşı daha rahat hareket etmesini sağlayabilir. Ancak İran'ın çöküşü, bölgede yeni bir güç boşluğu yaratır ve İsrail ile Suudi Arabistan'ın etkinliğini artırabilir. Türkiye, İran ile olan ticari ilişkilerini (özellikle doğalgaz alımlarını) korumakta zorlanabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki belirsizlik, Türkiye'yi kendi güvenlik önlemlerini güçlendirmeye itebilir. Ankara, denge politikası izleyerek hem Batı ile ilişkilerini yönetmeli hem de İran sonrası dönemde bölgesel istikrarı sağlamak için aktif diplomasi yürütmeli.