İran, son günlerde Basra Körfezi’ndeki Arap ülkelerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını yoğunlaştırarak, zaten uzun süredir çatışmaların gölgesinde yaşayan bölge halklarını yeniden tedirgin etti. Saldırıların özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’deki askeri ve sivil hedeflere yöneldiği bildiriliyor. İranlı yetkililer, saldırıların “meşru müdafaa” kapsamında olduğunu savunurken, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkeler bu eylemleri kınayarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni olağanüstü toplantıya çağırdı. Olaylar, bölgedeki kırılgan istikrarı yeniden tehdit ediyor.
Gelişmenin arka planı
İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, uzun süredir devam eden bölgesel rekabetin bir parçası olarak görülüyor. İran, Yemen’deki Husilere verdiği destek ve nükleer programı nedeniyle Batılı ülkeler ve Körfez monarşileriyle sürekli bir gerilim içinde. Son saldırıların, İran’ın nükleer müzakerelerde elini güçlendirme çabası veya bölgedeki askeri varlığını pekiştirme girişimi olduğu yorumları yapılıyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, uzun yıllardır süren Yemen savaşı ve düşük petrol fiyatları nedeniyle askeri açıdan yıpranmış durumda. Bu saldırılar, bu ülkelerin savunma harcamalarını artırma ve ABD ile güvenlik işbirliğini derinleştirme ihtiyacını bir kez daha gündeme getiriyor.
İran’ın kullandığı silahlar arasında insansız hava araçları ve seyir füzeleri bulunuyor. Bu saldırılarda ilk kez hipersonik füze kullanıldığı iddiaları da var. Körfez ülkelerinin hava savunma sistemleri, özellikle Suudi Arabistan’ın Amerikan yapımı Patriot bataryaları, saldırıların çoğunu etkisiz hale getirse de, bazı füzelerin hedeflerine ulaştığı belirtiliyor. Can kaybı bildirilmezken, maddi hasarın sınırlı olduğu açıklandı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu saldırılar sadece Körfez bölgesini değil, küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Saldırıların ardından petrol fiyatları yüzde 3’ün üzerinde yükseldi. Analistler, İran’ın bu hamlesiyle ABD ve İsrail’e bölgeden çekilme baskısı yapmayı hedeflediğini düşünüyor. Ayrıca, Çin’in bölgedeki artan nüfuzuna karşı bir mesaj olarak da yorumlanıyor. Çin, geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk yapmış, taraflar arasında bir anlaşma sağlanmıştı. Bu yeni saldırılar, anlaşmanın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Rusya ise saldırıları kınarken, tüm taraflara itidal çağrısı yaptı.
NATO da gelişmeleri yakından izliyor. İttifak, Körfez ülkelerine hava savunma sistemleri satışını hızlandırma kararı aldı. Ayrıca, ABD’nin bölgedeki üslerine ek savaş uçağı ve askeri personel sevk ettiği bildiriliyor. İsrail ise İran’ın saldırılarını “kırmızı çizgi” olarak nitelendirerek, gerekirse askeri müdahalede bulunabileceğini ima etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Körfez ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkilerini son yıllarda geliştirmiş durumda. Bu saldırılar, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini doğrudan etkilemese de, bölgesel istikrarsızlığın artması Türkiye’nin Ortadoğu politikasını zorlayabilir. Özellikle Katar ile olan askeri işbirliği ve Suudi Arabistan’la normalleşme süreci göz önüne alındığında, Türkiye’nin gerilimi azaltmak için arabuluculuk teklif etmesi beklenebilir. Ayrıca, İran’ın saldırgan tutumu, Türkiye’nin sınır güvenliği açısından da endişe verici; zira İran destekli grupların Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde faaliyet gösterdiği biliniyor. Türkiye, bu gelişmeler karşısında diplomatik kanalları açık tutarak hem bölgesel barışı desteklemeli hem de ulusal çıkarlarını korumalıdır.