İran ve Umman, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı'nın paylaşımı ve buradan elde edilecek gelirlerin dağıtımı konusunda anlaşmaya vardı. İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü General Ramazan Şerif, yarı resmi Tasnim Haber Ajansı'nın Çarşamba günü aktardığı açıklamasında, iki ülke arasında boğazın ortak yönetimi ve gelirlerin paylaşımına ilişkin mutabakat sağlandığını duyurdu. General Şerif, söz konusu anlaşmanın, ABD'nin bölgedeki varlığına ve baskılarına rağmen, iki ülkenin ortak çıkarları doğrultusunda gerçekleştirildiğini vurguladı. Anlaşmanın ayrıntıları henüz resmi olarak açıklanmadı; ancak bu gelişme, Körfez bölgesindeki güç dengeleri ve enerji güvenliği açısından kritik bir öneme sahip.
Gelişmenin Arka Planı: Hürmüz Boğazı'nın Stratejik Önemi
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Körfezi'ne ve dolayısıyla Umman Denizi'ne bağlayan dar bir su geçididir. Dünya genelinde deniz yoluyla taşınan ham petrolün yaklaşık yüzde 20'si, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin ise önemli bir kısmı bu boğaz üzerinden gerçekleştirilmektedir. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, BAE, Katar ve İran gibi büyük enerji ihracatçıları, ürünlerini bu boğaz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırmaktadır. Boğazın en dar noktası yaklaşık 33 kilometre genişliğindedir ve gemi trafiği için ayrılmış iki şerit bulunmaktadır. Bu nedenle, boğazın güvenliği ve kontrolü, küresel enerji piyasaları ve uluslararası güvenlik açısından hayati bir konudur.
Tarihsel olarak İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik iddiasını sürdürmüş ve zaman zaman bu boğazı kapatmakla tehdit ederek uluslararası toplumun tepkisini çekmiştir. Özellikle İran-Irak Savaşı sırasında (1980-1988) boğaz, 'tanker savaşı' olarak bilinen çatışmalara sahne olmuş, her iki taraf da birbirlerinin petrol tankerlerine saldırmıştır. Son yıllarda ise İran ile ABD arasındaki gerilim, boğazın güvenliğini yeniden gündeme getirmiştir. 2019 yılında Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında ve Hürmüz Boğazı'nda birçok ticari gemiye yönelik sabotaj ve saldırılar yaşanmış, bu saldırılardan İran sorumlu tutulmuştur. Ayrıca İran, nükleer müzakerelerin kilitlenmesi ve yaptırımların artması durumunda boğazı kapatabileceği yönünde sık sık tehditler savurmuştur.
Umman ise tarihsel olarak bölgede arabulucu ve tarafsız bir ülke olarak öne çıkmaktadır. Umman Sultanlığı, hem İran'la hem de Batı ülkeleriyle iyi ilişkiler sürdürmüş, özellikle ABD ile İran arasındaki gizli görüşmelere ev sahipliği yaparak diplomaside önemli bir rol oynamıştır. Umman'ın Hürmüz Boğazı'nın güney kıyısında yer alması, ülkeyi boğazın güvenliği konusunda doğrudan ilgili bir aktör haline getirmektedir. Bu nedenle, İran ile Umman arasında boğazın yönetimi ve gelir paylaşımı konusunda varılan anlaşma, iki ülkenin uzun süredir devam eden işbirliğinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Güç Dengeleri ve Enerji Güvenliği
İran ve Umman arasındaki bu anlaşma, Körfez bölgesindeki güç dengelerini etkileme potansiyeli taşımaktadır. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi diğer Körfez ülkeleri, İran'ın bölgesel nüfuzunu dengelemeye çalışırken, Umman'ın İran'la yakınlaşması bu ülkeler açısından rahatsız edici olabilir. Ancak Umman, geleneksel olarak bağımsız bir dış politika izlemiş ve bölgesel çatışmalara müdahil olmaktan kaçınmıştır. Bu anlaşma, Umman'ın arabuluculuk rolünü daha da güçlendirebilir ve bölgede diyaloğu teşvik edebilir.
Anlaşmanın içeriğine dair detaylar netleşmese de, boğazın geçiş güvenliği ve gelirlerin paylaşımı gibi konuların ele alınması, iki ülkenin de bu hayati su yolundan ekonomik olarak yararlanma isteğini ortaya koymaktadır. Geçiş ücretleri ve navlun gelirleri gibi konuların paylaşılması, uluslararası hukukta karmaşık bir mesele olabilir; ancak iki ülkenin bu konuda anlaşması, gelecekte benzer düzenlemeler için bir emsal oluşturabilir.
ABD ise bu gelişmeyi yakından izliyor. ABD, Hürmüz Boğazı'nın açık ve serbest geçişini ulusal bir öncelik olarak görmekte ve bölgedeki askeri varlığını bu gerekçeye dayandırmaktadır. İran'ın Umman'la yaptığı anlaşma, ABD'nin bölgedeki etkisini azaltmaya yönelik bir adım olarak yorumlanabilir. Devrim Muhafızları sözcüsünün 'ABD'nin bölgedeki varlığına rağmen' ifadesi, bu anlaşmanın ABD karşıtı bir saikle yapıldığına işaret etmektedir. Bu durum, ABD ile İran arasındaki gerilimi daha da artırabilir.
Küresel enerji piyasaları açısından ise bu anlaşma, boğazın güvenliğine ilişkin endişeleri bir nebze azaltabilir. Zira iki kıyıdaş ülkenin işbirliği, boğazda yaşanabilecek olası bir krizin önlenmesine katkı sağlayabilir. Ancak uzmanlar, anlaşmanın uygulanabilirliği ve kapsamı konusunda temkinli olunması gerektiğini belirtiyor. Özellikle İran'ın boğazı kapatma tehditleri devam ettiği sürece, piyasalardaki risk algısı tamamen ortadan kalkmayacaktır.
Bölgesel olarak bakıldığında, İran ve Umman arasındaki bu yakınlaşma, Yemen'deki savaş ve Körfez'deki diğer krizler bağlamında farklı bir anlam taşıyabilir. Umman, Yemen'deki Husilere yakınlığıyla bilinir ve sık sık taraflar arasında arabuluculuk yapar. İran'ın da Husileri desteklediği düşünülürse, iki ülkenin bu konudaki işbirliği, Yemen'deki çatışmaların çözümüne yönelik yeni bir zemin oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu anlaşma, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel politikaları açısından dolaylı etkilere sahiptir. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithal etmekte olup, bu ithalatın bir kısmı Basra Körfezi ülkelerinden Hürmüz Boğazı üzerinden yapılmaktadır. Boğazda yaşanabilecek bir istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji tedarik zincirini olumsuz etkileyebilir ve enerji fiyatlarını küresel ölçekte artırabilir. Bu nedenle, İran ve Umman'ın boğazın güvenliği konusunda anlaşması, Türkiye için olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak Türkiye, bölgesel güvenlik mimarisinde etkin bir rol oynamakta ve Basra Körfezi'ndeki dengeleri yakından izlemektedir. Bu anlaşma, Türkiye'nin bölgedeki diğer aktörlerle ilişkilerini etkileyebilir; zira Türkiye, İran'la enerji işbirliğini sürdürürken, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerle de yakın ilişkiler içindedir. Türkiye'nin bu dengeyi gözeterek, bölgede istikrarı teşvik eden politikalar izlemesi beklenir.