İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik ambargoyu yeniden yürürlüğe koyma kararının ardından, Hürmüz Boğazı'nın yanı sıra "ABD ve müttefiklerinin yararlandığı tüm diğer ihracat koridorlarını" kapatmakla tehdit etti. İranlı yetkililer, bu tehdidin özellikle Basra Körfezi'ndeki petrol ve gaz nakliyatını hedef aldığını belirtti. Reuters'ın aktardığına göre, İran medyasına konuşan bir IRGC komutanı, "Hürmüz Boğazı sadece bir seçenek; dünya enerji ticaretinin daha hassas noktalarını da kontrol ediyoruz" ifadelerini kullandı. Trump yönetimi ise bu tehditlere sert yanıt vererek, İran'ın blokaj girişimlerine karşı ABD Donanması'nın bölgede hazır olduğunu duyurdu.
Gelişmenin Arka Planı: Ambargo ve Karşılıklı Tehditler
ABD Başkanı Donald Trump, 2024 yılının Temmuz ayında İran'a yönelik kapsamlı bir ekonomik ambargoyu yeniden başlatma kararı aldı. Bu karar, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşılık olarak geldi. Trump, daha önceki döneminde de İran'a yönelik "azami baskı" politikasını uygulamış, ancak sonraki yönetimler bu politikayı yumuşatmıştı. Yeni ambargo, İran petrol ihracatını sıfırlamayı ve ülkenin finansal kaynaklarını kurutmayı hedefliyor. İran ise bu baskıya karşı koymak için elindeki stratejik kozları kullanmaya hazırlanıyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20'sinin geçtiği kritik bir su yolu olarak uzun süredir İran'ın tehditlerine konu oluyor. Ancak IRGC'nin diğer deniz yollarını da kapatma tehdidi, enerji piyasalarında yeni bir tedirginlik dalgası yarattı.
İran'ın tehdit ettiği diğer koridorlar arasında Bab el-Mendeb Boğazı ve Malakka Boğazı'nın bazı alternatif güzergahları yer alıyor. Uzmanlar, İran'ın bu tür bir blokajı doğrudan askeri olarak gerçekleştirmesinin zor olduğunu, ancak bölgesel milis güçleri aracılığıyla mayın döşeme veya gemilere saldırı düzenleme gibi asimetrik yöntemler kullanabileceğini belirtiyor. IRGC'nin bu tehdidi, aynı zamanda İran iç siyasetinde Trump'ın kararına karşı milli bir duruş sergileme ihtiyacından da kaynaklanıyor. İran'da devam eden ekonomik kriz ve halk protestoları, rejimi daha agresif bir dış politika izlemeye itiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Güvenliği ve Jeopolitik Dengeler
İran'ın tehditleri, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Petrol fiyatları, haberin duyulmasının ardından %4 oranında yükseldi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkeleri, İran'ın olası bir blokajına karşı alternatif nakliye rotaları ve acil durum planları üzerinde çalışıyor. ABD, bölgedeki askeri varlığını artırarak, Bahreyn'deki 5. Filo'nun yanı sıra ek savaş gemileri ve denizaltılar gönderdi. Bu durum, ABD-İran arasındaki gerilimi daha da tırmandırma riski taşıyor.
Bölgesel açıdan, İran'ın tehditleri Yemen'deki Husilere verdiği desteği de akıllara getiriyor. Husiler, Kızıldeniz'deki Bab el-Mendeb Boğazı'nda daha önce Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon gemilerine saldırılar düzenlemişti. İran'ın bu gruplar üzerindeki nüfuzu, gerilimin yayılma potansiyelini artırıyor. Ayrıca, İran'ın Irak, Suriye ve Lübnan'daki müttefikleri vasıtasıyla ABD ve İsrail'e yönelik tehditleri de göz önünde bulundurulduğunda, Ortadoğu'da askeri bir çatışma riski yeniden yükseliyor. NATO, tüm taraflara itidal çağrısı yaparken, Avrupa Birliği, enerji tedarik güvenliği için acil toplantılar düzenliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın deniz yollarını kapatma tehdidi, Türkiye için doğrudan bir güvenlik riski oluşturmasa da, enerji piyasalarındaki dalgalanma Türkiye ekonomisini etkileyebilir. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük kısmını ithal etmektedir ve fiyat artışları cari açığı daha da büyütebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji arama faaliyetleri ve Kıbrıs ile yaşadığı gerilim, bu bölgedeki deniz güvenliğini de önemli kılmaktadır. Türkiye, İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken ABD ile olan ittifakını da dengelemek zorunda. Olası bir İran-ABD çatışması, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu ve enerji merkezi olma hedeflerini sekteye uğratabilir.