ABD ile İran arasında son haftalarda artan askeri gerilim, Tahran'da sertlik yanlılarının yeniden alevlenmesine yol açtı. İran’da bazı radikal gruplar, Şubat ayında ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e yönelik düzenlenen ve başarısızlıkla sonuçlanan bir suikast girişiminin ardından sorumlu tuttukları eski ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya karşı intikam çağrıları yapıyor. Kaynaklara göre, Hamaney’e yönelik saldırı girişimi başarısız olsa da, rejim içinde derin bir öfke ve güvensizlik yarattı. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları ve askeri baskısı sürerken, İran’daki aşırı muhafazakâr çevreler, bu tür eylemlerin arkasında ABD ve İsrail’in olduğunu iddia ediyor. Son günlerde Tahran ve Kum gibi kentlerde düzenlenen gösterilerde, “Kahrolsun Amerika” ve “İsrail’e ölüm” sloganları yükselirken, bazı gruplar Trump ve Netanyahu’nun yargılanması için uluslararası mahkemelere başvurulmasını talep ediyor. Bu gelişmeler, bölgede zaten yüksek olan gerginliği daha da artırırken, taraflar arasında yeni bir çatışma riskini beraberinde getiriyor.
Gerilimin arka planı: Hamaney’e suikast girişimi ve artan baskı
Şubat 2025’te, Ayetullah Hamaney’e yönelik düzenlenen suikast girişimi, İran rejiminde büyük bir şok dalgası yarattı. Saldırı, dini liderin Kum kentindeki bir konutunda gerçekleşti ve güvenlik güçlerinin müdahalesiyle etkisiz hale getirildi. İran resmi makamları, saldırının arkasında ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad’ın olduğunu öne sürdü, ancak bu iddiaları destekleyen somut kanıtlar kamuoyuyla paylaşılmadı. ABD ve İsrail ise suçlamaları reddetti. Olay, İran’da zaten mevcut olan ABD ve İsrail karşıtı söylemi daha da keskinleştirdi. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin yönetimi, saldırıyı “büyük bir komplo” olarak nitelendirirken, Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı unsurlar, misilleme yapılacağı yönünde tehditler savurdu. Trump’ın başkanlık döneminde İran’a yönelik maksimum baskı politikası, nükleer anlaşmadan çekilme ve Kasım 2020’de nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin suikastı, iki ülke arasındaki düşmanlığı zaten zirveye taşımıştı. Hamaney’e yönelik girişim ise bu düşmanlığın kişisel boyuta taşındığını gösteriyor.
İran basınında yer alan haberlere göre, sertlik yanlısı gruplar, sosyal medyada ve bazı resmi platformlarda Trump ve Netanyahu’nun “terörist” olarak tanımlanması ve yargılanması için kampanyalar başlattı. Bu çağrılar, özellikle Devrim Muhafızları’na yakın medya organlarında geniş yer buluyor. Öte yandan, İran dışişleri bakanlığı, bu tür eylemlerin resmi politika olmadığını, ancak halkın tepkisinin anlaşılabilir olduğunu belirten açıklamalar yapıyor. Hamaney’in kendisi ise saldırının ardından yaptığı konuşmada, “Düşmanlarımızın oyunlarına gelmeyeceğiz, ancak hak edenlere cevabımızı vereceğiz” ifadelerini kullanarak hem itidale çağrı yaptı hem de misilleme sinyali verdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir çatışma riski mi?
ABD ile İran arasındaki gerginlik, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu’yu etkiliyor. ABD’nin bölgedeki müttefiki İsrail, İran’ın nükleer programına yönelik endişelerini sürdürürken, son dönemde İran hedeflerine yönelik siber saldırılar ve sabotaj eylemleri arttı. İran, İsrail’in Suriye’deki varlığına ve İran destekli güçlere yönelik saldırılarına karşılık olarak Hizbullah ve diğer vekil güçler üzerinden misilleme yapma kapasitesine sahip. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran’la diyalog kanallarını açık tutmaya çalışsa da, yükselen tansiyon bu ülkeleri de tedirgin ediyor. ABD’nin yeniden başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın “maksimum baskı” politikasını yeniden devreye sokması ve İran’a yönelik yeni yaptırımlar uygulaması, Tahran’da ekonomik sıkıntıyı derinleştirirken, rejim içindeki sertlik yanlılarını güçlendiriyor. İran’ın nükleer dosyası da bu gerginlikte kilit rol oynuyor; Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırdığını ve denetimleri kısıtladığını bildirdi. Bu durum, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Ekonomik yaptırımların ağırlaştığı bir ortamda, İran’ın ABD ve İsrail’e karşı doğrudan bir askeri çatışmaya girmesi düşük olasılık, ancak vekil güçler üzerinden çatışmanın yayılması ve deniz güvenliğinin tehdit edilmesi ciddi bir risk.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanmasından doğrudan etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Ankara, İran’la hem enerji ithalatı hem de sınır güvenliği (PKK/PYD bağlantılı tehditler) açısından derin bağlara sahip. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları, Türkiye’nin enerji maliyetlerini artırabilir ve İran’dan doğal gaz ithalatını zora sokabilir. Ayrıca, İran’daki istikrarsızlık, Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye yönelik göç dalgalarını tetikleyebilir. Türkiye, hem ABD hem İran ile diyaloğunu sürdürmeye çalışırken, bölgesel dengeleri korumak için arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak, sertlik yanlılarının güçlenmesi, Tahran’ın daha agresif bir dış politika izlemesine yol açarsa, Türkiye’nin güney sınırlarında güvenlik riskleri artabilir. Bu nedenle, Ankara’nın gelişmeleri yakından takip etmesi ve diplomatik girişimlerini hızlandırması bekleniyor.