Yapay zeka odaklı teknoloji hisselerinin rekor kırdırdığı küresel finans piyasaları, İran ile yaşanan savaşı kısa vadede büyük ölçüde görmezden gelmeyi başardı. Ancak çatışmanın uzun vadeli ekonomik bedelleri yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor: stratejik petrol rezervlerinin tükenmesi, rafineri kapasitelerinin hasar görmesi ve akaryakıt ile gübre fiyatlarındaki artış, başta düşük gelirli ülkeler olmak üzere küresel ekonominin en kırılgan halkalarını tehdit ediyor.
Savaşın Perde Arkası: Petrol Rezervleri ve Rafineri Krizleri
Ortadoğu'da tırmanan gerilim, İran'a yönelik askeri operasyonların başlamasıyla birlikte bölgesel bir savaşa dönüştü. Bu savaş, yalnızca askeri değil, aynı zamanda derin ekonomik sonuçlar da doğuruyor. Stratejik petrol rezervleri, birçok ülkenin arz kesintilerine karşı korunmak amacıyla on yıllardır biriktirdiği kritik bir tampon görevi görüyordu. Ancak savaş nedeniyle bu rezervler hızla eriyor. ABD, Japonya ve Güney Kore gibi büyük tüketiciler, piyasadaki arz açığını kapatmak için rezervlerini tarihin en yüksek oranlarında kullanmak zorunda kalıyor. Aynı zamanda Hürmüz Boğazı çevresindeki çatışmalar, dünyanın en büyük petrol rafinerilerinin bir kısmının devre dışı kalmasına yol açtı. Bu durum, ham petrol fiyatlarının görece istikrarlı kalmasına rağmen akaryakıt ve petrokimya ürünlerinde ciddi fiyat artışlarına neden oluyor.
Küresel Boyut: Gübre, Gıda ve Yoksulluk Sarmalı
Petrol fiyatlarındaki artıştan daha tehlikeli olanı, gübre fiyatlarında yaşanan yükseliş. Doğalgaz ve petrol bazlı gübrelerin maliyeti, savaşın başlamasından bu yana yüzde 40'ın üzerinde arttı. Bu doğrudan gıda üretimini etkiliyor; özellikle Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika'nın düşük gelirli ülkeleri, tarımsal verimlilikte düşüş ve gıda fiyatlarında yeni bir zirve ile karşı karşıya. Dünya Bankası verileri, 2025 yılı itibarıyla açlık riski altındaki insan sayısının 100 milyonun üzerine çıkabileceğini gösteriyor. Bunun yanı sıra, navlun maliyetleri ve gemi sigortası primlerindeki artış, küresel tedarik zincirlerini bir kez daha zora sokuyor. Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'na alternatif olarak kullanılan rotalar da daha maliyetli hale gelince, enflasyonist baskılar kalıcılaşıyor. Merkez bankaları, faiz indirim beklentilerini rafa kaldırmak zorunda kalıyor; bu da ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor. Küresel ekonominin kırılma hatları, İran savaşı ile birlikte daha da belirginleşiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem coğrafi konumu hem de enerji ithalatına bağımlı yapısı nedeniyle bu krizden doğrudan etkileniyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, cari açığı daha da yukarı çekerken, sanayi üretiminde maliyet enflasyonu yaratıyor. Ayrıca Rusya ve Kafkaslar üzerinden alternatif enerji koridorları geliştirme çabaları, İran savaşı nedeniyle daha da değer kazanıyor. Gübre fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin tarım sektöründe girdi maliyetlerini yükseltirken, gıda enflasyonuyla mücadeleyi güçleştiriyor. Türkiye'nin, savaştan en az zararla çıkmak için acilen enerji verimliliği yatırımlarını hızlandırması ve stratejik petrol rezervlerini artırması gerekiyor. Ayrıca, bölgedeki diplomatik arabuluculuk rolü, hem kendi çıkarları hem de istikrar için kritik önem taşıyor.