İran devlet medyası, Tahran yönetimi ile Washington arasında gerçekleştirilen son diplomatik temaslarda nükleer programın hiçbir şekilde gündeme gelmediğini resmen duyurdu. Açıklamada, görüşmelerde yalnızca bölgesel güvenlik ve ikili sorunların ele alındığı, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin herhangi bir tartışma yaşanmadığı vurgulandı. Bu ifade, iki ülke arasındaki ilişkilerde nükleer dosyanın hâlâ en hassas konulardan biri olarak kaldığını gösteriyor. Diplomatik kaynaklar, görüşmelerin genel havasının olumlu geçtiğini ancak somut bir ilerlemeden söz edilemeyeceğini aktarıyor.
Görüşmelerin arka planı ve tarafların tutumu
Son haftalarda İran ile ABD arasında dolaylı müzakerelerin yeniden canlandırıldığı yönünde haberler basına yansımıştı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasser Kanaani, yaptığı açıklamada görüşmelerin “sadece bölgesel konular ve konsolosluk hizmetleri” çerçevesinde yürütüldüğünü belirtti. Nükleer anlaşma olarak bilinen Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) ise masada yer almadı. ABD tarafı ise konuyla ilgili resmi bir yorum yapmazken, ismi açıklanmayan bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin endişelerinin devam ettiğini ancak bu tur görüşmelerin odağında olmadığını ifade etti. Uzmanlar, İran'ın yeni cumhurbaşkanı İbrahim Reisi döneminde nükleer dosyada Batı'ya karşı daha sert bir tutum benimsediğine dikkat çekiyor.
İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a çıkarması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın denetimlerini kısıtlaması, Batılı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor. Buna rağmen Tahran yönetimi, nükleer programının tamamen barışçıl amaçlı olduğunu ve hiçbir zaman askeri hedefler gütmediğini savunuyor. ABD'nin 2018'de KOEP'ten tek taraflı çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulamaya başlaması, ilişkilerin gerilmesine yol açmıştı. Bu nedenle tarafların yakın vadede nükleer konuyu doğrudan müzakere etmesi beklenmiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran ile ABD arasındaki görüşmelerin nükleer dosyayı kapsamaması, bölgedeki dengeleri yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi ülkeler, İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı sert önlemler alınmasını talep ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce İran'ın nükleer tesislerine askeri müdahale olasılığını dile getirmişti. Ancak ABD yönetiminin şu anki öncelikleri arasında Ukrayna savaşı ve Çin ile rekabet ön planda. Bu nedenle Washington, Tahran'la kapsamlı bir nükleer anlaşma arayışına girmekten kaçınıyor. İran için ise ekonomik yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel nüfuzunu korumak temel hedefler arasında. Bu bağlamda görüşmelerin daha çok enerji ticareti, insani yardım ve bölgesel güvenlik gibi alt başlıklarda ilerlemesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran hem de ABD ile dengeli ilişkiler yürüten nadir ülkelerden biri. Ankara, Tahran'la enerji ithalatı ve terörle mücadele gibi alanlarda işbirliği yaparken, NATO müttefiki olarak ABD'nin İran'a yönelik politikalarını da yakından izliyor. İran'ın nükleer programının müzakere dışı kalması, Türkiye'nin güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Olası bir askeri çatışma durumunda Türkiye, Suriye ve Irak'taki güç dengelerinin değişmesiyle karşı karşıya kalabilir. Ayrıca İran'a yönelik yaptırımların sürmesi, Türkiye'nin enerji maliyetlerini yukarı çekebilir. Bu nedenle Türkiye, her iki tarafla da diyaloğu sürdürerek bölgesel istikrarın korunmasına katkıda bulunmaya çalışıyor.