İran, ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda petrol tankerlerine yönelik askeri operasyonlarını sürdürmesi üzerine Körfez'deki komşularına sert sözlerle yüklendi. Petrol fiyatları bir aylık zirveye çıkarak Brent petrolün varili 91 doların üzerine çıktı; bu, 11 Haziran'dan bu yana görülen en yüksek seviye. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı açıklamada, "Körfez'deki bazı ülkeler, ABD'nin saldırgan politikalarına alet olarak bölgesel güvenliği tehlikeye atıyor" dedi. Sözcü, özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'i hedef alarak, bu ülkelerin ABD'ye üs ve lojistik destek sağladığını öne sürdü. Washington yönetimi ise operasyonların amacının, "uluslararası deniz ticaretinin güvenliğini sağlamak ve İran'ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini engellemek" olduğunu belirtti.
Hürmüz Boğazı'nda Gerilim Tırmanıyor
Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı, son haftalarda ABD ile İran arasında bir kriz merkezine dönüştü. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bölgede İran'a ait hızlı saldırı botlarının ticari gemilere tacizde bulunduğu gerekçesiyle ek deniz gücü konuşlandırdı. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları, ABD savaş gemilerini "hedef tahtası" olarak nitelendirdi ve boğazın kontrolünü kaybetmeyeceklerini duyurdu. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, piyasalarda arz endişelerini artırırken, küresel enflasyonist baskıları da tetikledi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), taraflara itidal çağrısında bulunarak, petrol piyasalarındaki oynaklığın ekonomik toparlanmayı tehdit ettiğini vurguladı.
Analistlere göre, bu gerilim yalnızca petrol fiyatlarını değil, aynı zamanda küresel deniz ticaretini de etkiliyor. Singapur merkezli bir emtia danışmanlık firması olan Vandana Insights'ın kurucusu Vandana Hari, "Hürmüz Boğazı'ndaki herhangi bir aksama, sadece petrol değil, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ve diğer emtiaların fiyatlarını da anında yükseltir" dedi. İran, 2019'da da benzer bir krizde Suudi Arabistan'a ait petrol tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırmıştı; bu kez doğrudan bir askeri çatışma riski, daha önce görülmemiş bir düzeyde.
Körfez Ülkeleri Arasında Bölünme
İran'ın suçlamaları, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri arasında soğuk rüzgarlar estiriyor. Suudi Arabistan ve BAE, son yıllarda İran'la diyaloğu artırarak Yemen'deki ateşkesi korumaya çalışırken, ABD'nin sert tutumu karşısında iki ateş arasında kalmış durumda. Körfez ülkeleri enerji devleri olarak petrol fiyatlarındaki yükselişten kısa vadede kazanç sağlasa da, uzun vadede bölgesel istikrarsızlık ve olası bir askeri çatışma, yabancı yatırımları ve turizmi olumsuz etkiliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'ı "provokasyonları sonlandırmaya" çağırırken, Tahran yönetimi ise BM Güvenlik Konseyi'ne başvurarak ABD'nin "korsanlık" yaptığını iddia etti. Rusya ve Çin, tansiyonun düşürülmesi için arabuluculuk teklifinde bulunurken, Avrupa Birliği de diplomatik çözüm çağrılarına destek verdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin enerji güvenliği ve dış politikası açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, petrol ihtiyacının önemli bir kısmını Irak ve Rusya'dan karşılasa da, küresel petrol fiyatlarındaki artış doğrudan cari açığı ve enflasyonu etkiliyor. Ayrıca, Hürmüz Boğazı'ndan geçen LNG sevkiyatları Türkiye'nin doğalgaz arzında önemli bir yer tutuyor; olası bir aksama, enerji maliyetlerini yukarı çekebilir. Diplomatik olarak Türkiye, hem ABD ile müttefiklik ilişkisini sürdürmek hem de İran'la komşuluk ve ticari bağlarını korumak arasında denge kurmak zorunda. Ankara, bölgede tansiyonun düşürülmesi için şimdiye kadar arabulucu rolü üstlendi; ancak doğrudan bir çatışma, Türkiye'yi enerji koridoru ve bölgesel güç dengeleri açısından zor bir tercihle karşı karşıya bırakabilir.