İranlı yetkililer ve ulusal güvenlik uzmanları arasında yaygınlaşan bir görüşe göre, İsrail hükümeti Ekim ayında yapılacak genel seçimler öncesinde İran'a karşı askeri operasyonları yeniden başlatabilir. Bu değerlendirme, son bir haftadır Tahran'daki güvenlik çevrelerinde yapılan istişarelerin ortak sonucu olarak öne çıkıyor. İranlı analistler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun seçim kampanyasında güvenlik ve askeri başarıları ön plana çıkararak oy devşirmek isteyeceğini, bu nedenle İran'ın nükleer tesislerine veya vekil güçlerine yönelik sınırlı bir saldırının gündeme gelebileceğini belirtiyorlar.
İran'ın endişelerinin arka planı
Tahran yönetimi, İsrail'in geçmişte de seçim öncesi dönemlerde benzer hamleler yaptığını hatırlatıyor. 2019 ve 2020 yıllarında İsrail'in Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırılarını artırması, bu endişeleri haklı çıkarır nitelikte. Ayrıca, İsrail'in yeni nesil havadan havaya füzeleri ve gizli uçaklarıyla İran'ın hava savunma sistemlerini aşma kabiliyeti, Tahran'ı tedirgin ediyor. İranlı kaynaklara göre, İsrail'in Ekim ayındaki seçimler öncesinde bir saldırı düzenlemesi, Netanyahu'nun yeniden başbakan seçilme şansını artırabilir. Ancak İran, böyle bir saldırıya misilleme yapmaktan çekinmeyeceğini de sinyalini veriyor.
Öte yandan, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları Ordusu, İsrail'in herhangi bir saldırısına karşılık verme konusunda kararlı olduklarını defalarca dile getirdi. İran'ın balistik füze cephaneliği ve bölgedeki vekil güçleri (Hizbullah, Husiler, Iraklı milisler) bu misillemenin araçları olarak görülüyor. Ancak İran'ın nükleer programına yönelik bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği endişesi de mevcut.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail-İran arasındaki bu gerilim, sadece iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyecek potansiyele sahip. ABD'nin İsrail'e verdiği açık destek ve Körfez ülkelerinin İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail'le yakınlaşması, bölgesel dengeleri değiştiriyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, İran'ın nükleer programından endişe duysa da, doğrudan bir askeri çatışmaya dahil olmak istemiyor. Rusya ve Çin ise diplomasi yoluyla gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunuyor. BM ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) da tarafları itidale davet ediyor. Ancak İsrail'in seçim öncesi hamlelerinin bölgeyi nasıl şekillendireceği belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-İran arasındaki olası bir çatışmada doğrudan taraf olmasa da, bölgesel istikrarsızlıktan en fazla etkilenecek ülkelerden biridir. Türkiye'nin enerji ithalatı, ticaret yolları ve sınır güvenliği, bu çatışmanın yaratacağı dalgalardan doğrudan etkilenebilir. Ayrıca, İran'la sınır komşusu olan Türkiye, olası bir mülteci akını ve terör riskiyle karşı karşıya kalabilir. Türk diplomatik çevreleri, iki ülke arasında arabuluculuk yapma veya en azından gerilimi düşürme çabalarına destek verme eğiliminde. Ancak ABD ile ilişkilerdeki hassasiyetler ve NATO yükümlülükleri, Türkiye'nin manevra alanını sınırlayabilir. Bu nedenle Ankara, hem diplomatik kanalları açık tutmayı hem de askeri hazırlıkları sürdürmeyi hedefliyor.