İran askeri komutanlığı, 8 Haziran 2024 tarihinde İsrail’e yönelik başlattığı operasyonu durdurduğunu duyurdu. Bu karar, iki taraf arasında 8 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkesin ardından ilk kez karşılıklı ateş açılmasıyla geldi. FRANCE 24 muhabiri Noga Tarnapolsky’nin bildirdiğine göre, İran’ın ateşkes kararına rağmen Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırıları devam ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise ABD Başkanı Donald Trump ve kendi kabinesindeki aşırı sağcı bakanlar arasında sıkışmış durumda. Trump yönetiminin ateşkes çağrıları ile koalisyon ortaklarının sertlik yanlısı tutumu arasında denge kurmaya çalışan Netanyahu, iç ve dış baskılar arasında manevra yapıyor.
Gelişmenin arka planı: İran’ın stratejik geri adımı
İran’ın operasyonu durdurma kararı, bölgesel dinamiklerde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. İran, İsrail’e yönelik ilk doğrudan askeri saldırısını gerçekleştirdikten sonra, uluslararası toplumdan gelen yoğun baskı ve olası bir geniş çaplı savaş riski karşısında geri adım attı. Ancak İranlı yetkililer, ateşkes kararının geçici olduğunu ve İsrail’in provokasyonlarına karşı her an yanıt vermeye hazır olduklarını vurguladı. Öte yandan, Tahran yönetimi, nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konusunda uluslararası baskı altında. Operasyonun durdurulması, İran’ın diplomatik kanalları kullanarak krizi yönetme çabası olarak yorumlanıyor.
Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarını sürdürmesi, İran’ın tam anlamıyla bir ateşkes sağlayamadığını gösteriyor. Hizbullah, Lübnan’dan İsrail’e roket atışlarına devam ederken, İsrail Savunma Kuvvetleri de sınır bölgesinde misilleme yapıyor. Bu durum, İran’ın bölgesel vekil güçleri üzerindeki kontrolünün sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. İran Devrim Muhafızları’nın operasyonu durdurması, sahada ateşkesin tam anlamıyla uygulanmasını sağlamak için yeterli olmadı.
Netanyahu’nun ikilemi: Trump’ın diplomasisi ile koalisyonun sertliği arasında
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ateşkes çağrıları yapan ABD Başkanı Donald Trump ile İran’a karşı daha sert bir tutum izlenmesini isteyen aşırı sağcı koalisyon ortakları arasında sıkışmış durumda. Trump yönetimi, bölgesel istikrarın korunması ve ABD’nin askeri yükünün azaltılması amacıyla İsrail’e sükûnet çağrısı yapıyor. Öte yandan, İsrail’deki aşırı sağcı partiler, özellikle Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, İran ve Hizbullah’a karşı daha geniş çaplı bir operasyon başlatılması için Netanyahu’ya baskı yapıyor. Bu iki kutup arasında kalan Netanyahu, koalisyon hükümetinin dağılma riskine karşı dikkatli bir siyaset izlemek zorunda. Uzmanlar, Netanyahu’nun Trump’ın desteğini kaybetmek istemediğini ancak aşırı sağcı bakanların istifasıyla hükümetin çökmesinden de korktuğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Ortadoğu’daki güç dengelerini doğrudan etkilemekte ve Türkiye’nin bölgesel politikaları açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. İran-İsrail gerginliğinin tırmanması, Türkiye’nin enerji güvenliğini ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını tehdit edebilir. Türkiye, hem İran hem de İsrail ile diplomatik ilişkilerini dengede tutmaya çalışırken, Hizbullah’ın saldırılarının sürmesi Lübnan’da istikrarsızlığı artırabilir. Ayrıca, ABD’nin bölgedeki angajmanı, Türkiye’nin NATO müttefiki olarak güvenlik politikalarını da şekillendirmektedir. Ankara, bu tür krizlerin çözümünde diplomatik süreçleri desteklemekte ve geniş çaplı bir savaşın önlenmesini savunmaktadır. Türkiye’nin, Irak ve Suriye’deki varlığı da göz önüne alındığında, İran-İsrail çatışmasının bölgesel yansımaları yakından takip edilmektedir.