İran Genelkurmay Başkanlığı, İsrail’e ait savaş uçaklarının ülke sınırlarına yakın bölgelerde komşu ülkelerin hava sahasını kullandığını iddia ederek, bu “tehlikeli eylemlere” karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu duyurdu. İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre yapılan yazılı açıklamada, İran ordusunun İsrail'in hava sahası ihlallerine kayıtsız kalmayacağı vurgulandı. Açıklamada, söz konusu uçuşların uluslararası hukuka aykırı olduğu ve Tahran yönetiminin meşru müdafaa hakkı kapsamında bu ihlallere yanıt vereceği belirtildi. Henüz İsrail tarafından resmi bir açıklama gelmezken, İran’ın bu suçlaması bölgedeki gerginliği bir kez daha tırmandırdı. Gözlemciler, Tahran’ın bu hamlesini, son dönemde İsrail ile İran arasında artan doğrudan mücadelenin bir parçası olarak değerlendiriyor. İran, İsrail’in Suriye’deki İran destekli güçlere yönelik saldırılarına misilleme olarak daha önce de İsrail topraklarına insansız hava araçları ve füzeler göndermişti.
Gelişmenin Arka Planı: İsrail-İran Hava Sahası Gerilimi
İran’ın bu suçlaması, iki ülke arasında giderek artan bir gerilimin ortasında geldi. İsrail, son yıllarda Suriye’de İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah hedeflerine yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi. Bu saldırılarda İsrail savaş uçaklarının Lübnan ve Suriye hava sahasını kullandığı biliniyor. Ancak İran’ın bu kez “komşu ülkeler” ifadesiyle hangi ülkeleri kastettiği net değil. Uzmanlar, İsrail’in Körfez ülkeleri veya Irak hava sahasını kullanmış olabileceğini, ancak bu iddianın bağımsız kaynaklarca doğrulanmadığını belirtiyor. İran ayrıca, İsrail’in nükleer programına yönelik sabotaj saldırıları düzenlediğini ve bu saldırılarda da hava sahasını ihlal ettiğini öne sürüyor. Tahran, geçmişte İsrail’in İran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisine siber saldırı düzenlediği ve Nisan 2024’te İsfahan’daki bir askeri üsse hava saldırısı yaptığı iddialarını da gündeme getirmişti. İsrail bu iddiaları ne doğruluyor ne de yalanlıyor; ancak İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için her türlü seçeneğin masada olduğunu açıkça ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kriz Diplomasisi ve Tırmanma Riski
Bu gelişme, Orta Doğu’da zaten kırılgan olan dengeleri daha da sarsma potansiyeli taşıyor. İran’ın misilleme tehdidi, bölgede geniş çaplı bir çatışma endişelerini artırıyor. İsrail’in hava sahasını kullanmakla suçlandığı ülkeler (olası Irak, Ürdün, Suudi Arabistan veya Katar), kendilerini bu gerginliğin ortasında bulabilir. Özellikle Irak, İran’a yakınlığı ve topraklarında faaliyet gösteren İran yanlısı milisler nedeniyle kritik bir konumda. Eğer İran, bu ülkelerin hava sahasının İsrail tarafından kullanılmasına izin verdikleri gerekçesiyle misilleme yaparsa, bu durum Irak’ta istikrarsızlığı derinleştirebilir. Küresel ölçekte ise ABD, İsrail’in en büyük müttefiki olarak İran’a karşı sert bir tutum sergiliyor. Washington, Tahran’ın nükleer faaliyetlerini yakından izliyor ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için askeri varlığını Körfez bölgesinde sürdürüyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidal çağrısı yaparken, İran-İsrail gerginliğinin bölgesel bir savaşa dönüşmemesi için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Ancak İran’ın bu son açıklaması, tırmanmayı önleme çabalarını zora sokuyor. Uzmanlar, İran’ın misillemesinin sınırlı çaplı olabileceğini, ancak yanlış hesaplamaların kontrol edilemez bir çatışmaya yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve İsrail arasındaki bu gerginlikte dengeli bir pozisyon izlemektedir. Ankara, bölgesel istikrarın bozulmasını istememekle birlikte, İran ile enerji ve ticari bağlarını korumaya özen göstermektedir. İsrail ile ise son dönemde normalleşme adımları atılmış, ancak Filistin meselesi nedeniyle zaman zaman gerilim yaşanmıştır. Türkiye’nin bu krizde arabuluculuk yapma potansiyeli olsa da, kendi güvenlik kaygıları (sınır ötesi terörle mücadele, Suriye’deki yabancı güçlerin varlığı) nedeniyle çatışmanın Türkiye’ye sıçramaması için diplomatik kanalları açık tutması beklenmektedir. Ayrıca, enerji güvenliği açısından İran üzerinden yapılan doğalgaz ve petrol ticaretinin aksamaması Ankara’nın öncelikleri arasındadır. Türkiye, hem ABD-NATO ittifakı hem de İran ile ilişkilerini dengelemek durumundadır; bu nedenle gelişmeleri yakından takip edecek ve riskleri minimize etmeye çalışacaktır.