Lübnan merkezli Şii silahlı grup Hizbullah, İsrail ile Lübnan arasında varılan yeni deniz sınırı anlaşmasına tepki göstererek, “Ellerimiz silahlarımızın üzerinde” mesajı verdi. Hizbullah Sözcüsü Muhammed Afif, Newsweek’e yaptığı açıklamada, “İşgal devam ederse biz de kararlılığımızı sürdüreceğiz. Topraklarımızı ve evlerimizi kurtarma hakkımız var” ifadelerini kullandı. Afif, anlaşmanın Lübnan’ın egemenlik haklarını korumadığını savunarak, Hizbullah’ın direniş hazırlıklarını sürdürdüğünü vurguladı.
Anlaşmanın Arka Planı ve Hizbullah’ın Tepkisi
ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma, İsrail ile Lübnan arasında tartışmalı deniz alanlarının sınırlandırılmasını öngörüyor. Anlaşma, her iki ülkenin de Kariş ve Kan gaz sahalarında enerji arama faaliyetlerine izin verirken, Lübnan’ın Qana sahasından pay almasına olanak tanıyor. Ancak Hizbullah, anlaşmayı “İsrail’in Lübnan kaynaklarını sömürmesine izin veren bir teslimiyet” olarak nitelendirdi.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, daha önce yaptığı konuşmalarda, grubun İsrail’e karşı caydırıcılık kapasitesini vurgulamıştı. Afif’in açıklamaları, grubun söylemlerini yumuşatmadığını ve anlaşmaya rağmen askeri hazırlıklarını sürdürdüğünü gösteriyor. Hizbullah, 2000 yılında İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesini kendi zaferi olarak görmekte ve 2006 savaşında İsrail’e karşı göreceli bir başarı elde etmiştir.
Hizbullah’ın silahlı kanadı, İran destekli olarak biliniyor ve Lübnan’da önemli bir siyasi ve askeri güç oluşturuyor. Grup, Uluslararası terör örgütü listesinde yer almasına rağmen, Lübnan’da geniş bir tabana sahip. Anlaşmaya yönelik bu tepki, Hizbullah’ın Lübnan hükümetiyle arasındaki gerilimi de yansıtıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Lübnan deniz sınırı anlaşması, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı açısından kritik öneme sahip. Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs ile yaşanan benzer anlaşmazlıkların ardından, bu anlaşma model teşkil edebilir. ABD’nin arabuluculuğu, bölgedeki nüfuzunu artırırken, Rusya ve İran da gelişmeleri yakından izliyor.
Anlaşma, Lübnan’ın ekonomik krizini hafifletmek için bir fırsat olarak görülse de, Hizbullah’ın tavrı nedeniyle uygulanması risk altında. Hizbullah, İran’ın bölgesel stratejisinin bir parçası olarak, İsrail karşıtı direniş eksenini canlı tutmaya çalışıyor. Bu durum, Lübnan’ın egemenliğini zayıflatırken, İsrail’in kuzey sınırında istikrarsızlık riskini artırıyor.
İsrail ise anlaşmayı diplomatik bir başarı olarak sunarken, Hizbullah’ın tehditlerine karşı askeri hazırlıklarını sürdürüyor. Bölgedeki gelişmeler, enerji arzı güvenliği açısından da önem taşıyor; Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışları, Doğu Akdeniz gazını daha değerli kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz’de kendi deniz yetki alanlarını genişletme çabasında olmasına rağmen, İsrail-Lübnan anlaşması Ankara’nın bölgedeki pozisyonunu dolaylı olarak etkileyebilir. Anlaşma, Türkiye’nin Kıbrıs ve Yunanistan’la olan benzer ihtilaflarında emsal teşkil edebilir. Ancak Hizbullah’ın anlaşmaya tepkisi, İran destekli unsurların bölgedeki istikrarsızlığı artırma potansiyelini hatırlatıyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarından pay almak ve Mavi Vatan doktrinini sürdürmek isterken, Hizbullah’ın tutumu diplomatik süreçleri sekteye uğratabilir. Ankara’nın bölgede yapıcı bir rol oynamaya çalıştığı ancak İran ve Hizbullah’ın olası gerginlikleri nedeniyle stratejik manevralarını dikkatle yapması gerektiği değerlendiriliyor.