İran, 7 Haziran’da Irak’ın kuzeyinde bulunduğunu iddia ettiği ‘terör gruplarına’ yönelik bir füze saldırısı düzenledi. İran Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, saldırının ‘terörist unsurları’ hedef aldığı belirtildi. Saldırının hemen öncesinde, İran’ın İsrail’e yönelik füze fırlattığı da kaydedildi. Bu, Nisan ayında yürürlüğe giren ateşkesten bu yana İran’ın İsrail’e yönelik ilk doğrudan askeri eylemi olarak kayıtlara geçti. İran Devrim Muhafızları, söz konusu füze saldırısını ‘Siyonist rejimin terör eylemlerine misilleme’ olarak nitelendirdi. Irak hükümeti ise saldırıyı henüz resmi olarak doğrulamış değil. Bölgede tansiyonun yükseldiği bir dönemde gelen bu gelişme, uluslararası toplumun dikkatini çekti.
Gelişmenin arka planı
İran’ın Irak’taki bu füze saldırısı, uzun süredir devam eden bölgesel gerilimlerin bir yansıması olarak görülüyor. İran, daha önce de Irak’ın kuzeyindeki Kürt grupların İsrail ile işbirliği yaptığı ve İran’a karşı terör saldırıları düzenlediği iddiasıyla bölgeye saldırılar düzenlemişti. Öte yandan, İsrail ile Hamas arasında Nisan 2024’te imzalanan ateşkes anlaşması, bölgedeki silahlı çatışmaları kısmen durdurmuş olsa da, tansiyonun tamamen düştüğü söylenemez. İran’ın 7 Haziran’da İsrail’e füze atması, ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. İran Dışişleri Bakanı, İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik saldırılarına misilleme yaptıklarını ifade etti. Bu bağlamda, Irak’taki saldırının da İran’ın bölgesel gücünü pekiştirme ve rakiplerine gözdağı verme amacı taşıdığı düşünülüyor. Devrim Muhafızları’nın açıklamasında, ‘terör gruplarının’ Irak’ta İran’a karşı faaliyet gösterdiği ve bu nedenle hedef alındığı belirtildi.
Bölgesel ve küresel boyut
İran’ın bu eylemi, sadece Irak ve İsrail’i değil, tüm Ortadoğu’yu ilgilendiriyor. Irak hükümeti, uzun süredir kendi topraklarından İran’a yönelik saldırılar düzenlenmesine izin vermeyeceğini belirtse de, bölgedeki silahlı gruplar üzerinde tam kontrol sağlayabilmiş değil. ABD, İran’ın füze saldırılarını kınarken, İsrail ise misilleme hazırlığında olduğunu duyurdu. Bu gelişmeler, bölgede yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, tansiyonun düşürülmesi için diplomatik çabalara ağırlık veriyor. İran’ın nükleer müzakerelerin yeniden başlamasından önce bu tür bir hamle yapması, Batı ile ilişkilerini daha da gerdi. Küresel arenada ise, Çin ve Rusya İran’a destek mesajı verirken, Avrupa Birliği itidal çağrısı yaptı. Enerji piyasaları, olası bir çatışmanın petrol arzını etkileyebileceği endişesiyle dalgalı bir seyir izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin güney sınırında doğrudan bir güvenlik riski oluşturuyor. Irak’ın kuzeyinde PKK varlığı nedeniyle hassas olan Türkiye, İran’ın bölgeye yönelik askeri operasyonlarının sınır ötesi güvenlik dengelerini etkilemesinden endişe ediyor. Ayrıca, İran-İsrail arasındaki tansiyonun yükselmesi, İsrail ile ticari ve askeri ilişkileri olan Türkiye’yi diplomatik olarak zorlayabilir. Enerji alanında, potansiyel bir İran-İsrail çatışması Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliğini de riske atabilir. Türkiye, bölgesel istikrar için tüm taraflara itidal çağrısı yaparken, kendi güvenlik önlemlerini de artırmış durumda.