ABD yönetimi, İran'ın stratejik Hürmüz Boğazı'nı kapatmak için geleneksel olmayan bir yöntem kullanabileceği yönündeki istihbarat iddialarını gündeme taşıdı. Washington'a göre Tahran, deniz yüzeyine yerleştireceği roketlerle su altı mayınları döşeyebilir. Ancak uluslararası güvenlik analistleri, bu senaryonun teknik olarak son derece zor olduğunu ve İran'ın asıl tehdidinin hâlâ konvansiyonel deniz mayınları olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre İran, savaş gemilerinden fırlatılan ve suya düştükten sonra mayına dönüşebilen roket sistemlerini geliştirmiş olsa da, bu sistemlerin etkinliği ve güvenilirliği ciddi şüpheler barındırıyor. Yine de analistler, İran'ın yaptırımlar altındaki askeri sanayisinin, mevcut silah sistemlerini hızla uyarlama konusundaki geçmiş performansına dikkat çekiyor.
İddianın Arka Planı ve Teknik Gerçekler
ABD'nin iddiasına göre İran, İran Saatleri'nde (GMT+3:30) 20 Mart 2025 tarihinde, Basra Körfezi'nde bir dizi deniz denemesi gerçekleştirdi. Bu denemelerde, karadan veya gemiden fırlatılan roketlerin, suya düştükten sonra belirli bir derinliğe inerek mayın gibi davranabildiği gözlemlendi. İran'a yakın kaynaklar ise bu iddiaları reddederek, söz konusu denemelerin rutin askeri tatbikatlar olduğunu savundu.
Konvansiyonel savaş doktrininde mayın döşemek, genellikle özel eğitimli gemiler veya denizaltılar tarafından yapılır. Hürmüz Boğazı gibi dar ve yoğun trafikli bir su yolunda, su altı mayınlarının tespit edilmesi ve imha edilmesi oldukça güçtür. Ancak roketlerle mayın döşeme fikri, ilk bakışta maliyet ve gizlilik açısından cazip görünse de, uzmanlara göre birçok teknik engel barındırıyor. Roketin suya iniş açısı, hızı ve derinliği kontrol edilemez; bu da mayınların istenilen konuma yerleştirilmesini neredeyse imkânsız kılıyor. Ayrıca, suya çarpan roketin büyük bir ses ve hareketlilik yaratması, düşman sonarları tarafından anında tespit edilmesine neden olabilir.
Pentagon ve Batılı istihbarat kaynakları, İran'ın deniz mayınları konusunda geniş bir envantere sahip olduğunu ve bu alanda deneyimli olduğunu kabul ediyor. İran- Irak Savaşı sırasında Basra Körfezi'nde döşediği mayınlar, ticari gemilere ve ABD savaş gemilerine ciddi hasar vermişti. Ancak roket destekli mayın döşeme sistemlerinin, mevcut teknolojik altyapıyla ne kadar başarılı olabileceği belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği hayati bir enerji koridoru. Bu boğazın kapatılması, küresel enerji fiyatlarında ani ve büyük bir artışa yol açabilir. ABD'nin bu iddiayı dillendirmesi, hem bölgedeki askeri gerilimi artırma riski taşıyor hem de enerji piyasalarında tedirginlik yaratıyor. Petrol fiyatları, haberin ardından kısa süreli bir yükseliş yaşadı, ancak daha sonra istikrarını korudu.
İran'ın bu yöndeki bir hamlesi, yalnızca ABD'yi değil, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt gibi bölge ülkelerini de doğrudan etkiler. Bu ülkeler, petrol ihracatlarının büyük kısmını Hürmüz üzerinden gerçekleştiriyor. Dolayısıyla böyle bir tehdidin gerçekleşmesi durumunda, bölgesel bir çatışmanın fitili ateşlenebilir. Uzmanlar, İran'ın bu tür bir provokasyondan ekonomik olarak zarar göreceğini, çünkü kendi petrol ihracatının da büyük ölçüde bu boğaza bağımlı olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle Tahran'ın, karşılıklı yıkım anlamına gelecek böyle bir adımı atmaktan kaçınacağı yorumu yapılıyor.
ABD'nin bölgedeki askeri varlığı, Beşinci Filo'nun Bahreyn'deki üssü ve keşif uçaklarıyla oldukça güçlü. Ayrıca, ABD ve müttefikleri, boğazdaki mayın tehditlerine karşı ortak devriye operasyonları düzenliyor. Bu operasyonlar, mayın tarama gemileri ve özel eğitimli deniz memelileriyle mayın tespiti gibi yüksek teknolojili yöntemleri içeriyor. Dolayısıyla, İran'ın roketle mayın döşeme girişimi, muhtemelen hızla tespit edilip etkisiz hale getirilebilir. Bu da ABD iddialarının askeri etkisini sınırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki bir gerilim, Türkiye'yi doğrudan ve dolaylı yollardan etkileyebilir. Öncelikle, Türkiye enerji ithalatının önemli bir kısmını Basra Körfezi ülkelerinden sağlıyor; boğazın kapanması, enerji maliyetlerini artırarak Türkiye ekonomisi üzerinde olumsuz baskı oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye, Hazar Denizi ve Orta Asya enerji kaynaklarını Batı'ya taşıyan TANAP ve Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi projelerle bölgesel enerji merkezi olma hedefini sürdürüyor. Bu projelerin güvenliği, Basra Körfezi'ndeki istikrara bağlı değil, ancak küresel enerji fiyatlarındaki bir artış, bu projelerin ekonomik cazibesini geçici olarak artırabilir. Öte yandan, İran ile Türkiye arasındaki ticari ilişkiler, özellikle doğal gaz anlaşması çerçevesinde sürüyor ve iki ülke, bölgesel krizlerde genellikle diyalogdan yana bir tutum sergiliyor. Bu nedenle Ankara, tansiyonun düşürülmesi için arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak ABD'nin bu tür iddiaları, bölgeyi daha da kutuplaştırarak Türkiye'nin denge politikasını zorlayabilir.