İran ile İsrail arasında tırmanan gerilim, küresel finans piyasalarını sert bir şekilde etkiledi. Londra Borsası'nın önde gelen endeksi FTSE 100'ün vadeli işlemleri yüzde 1,5'in üzerinde değer kaybederken, İngiliz Sterlini başta ABD Doları olmak üzere önemli para birimleri karşısında geriledi. Yatırımcılar, Orta Doğu'da geniş çaplı bir çatışma endişesiyle riskli varlıklardan uzaklaşarak altın ve ABD tahvili gibi güvenli limanlara yöneldi. Petrol fiyatları ise arz kesintisi korkusuyla varil başına 90 doların üzerine çıktı.
Gelişmenin arka planı
Son günlerde İran'ın, İsrail'in Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırılarına misilleme olarak büyük bir füze ve insansız hava aracı saldırısı başlatması, bölgede tansiyonu doruk noktasına çıkardı. İsrail'in bu saldırılara yanıt vermesi halinde daha geniş çaplı bir savaşın kaçınılmaz olabileceği yorumları yapılıyor. Bu belirsizlik, finans piyasalarında dalgalanmaya neden oldu. FTSE 100 vadeli işlemlerindeki düşüş, İngiliz ekonomisinin enerji ithalatına bağımlılığı ve küresel ticaretteki yavaşlama endişeleriyle birleşince, sterlin de baskı altına girdi.
İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz indirimi beklentileri de sterlin üzerindeki baskıyı artırdı. Piyasalar, BoE'nin enflasyonla mücadelede yeterince agresif olmadığını düşünüyor. Öte yandan ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faizleri daha uzun süre yüksek tutacağı beklentisi, doları güçlendiriyor. Bu durum, gelişmekte olan ülke para birimleri ve sterlin gibi para birimleri için olumsuz bir tablo çiziyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-İsrail gerginliğinin küresel ekonomiye yansımaları, sadece hisse senedi piyasaları ve para birimleriyle sınırlı kalmadı. Petrol fiyatları, Hürmüz Boğazı'nın olası kapanması senaryosuyla yükselişini sürdürüyor. Suudi Arabistan ve diğer OPEC üyelerinin üretim artışı kararlarına rağmen, jeopolitik risk primi petrol fiyatlarını yukarı çekiyor. Doğal gaz fiyatları da Avrupa'da arz endişeleriyle arttı. Küresel tedarik zincirleri, özellikle enerji yoğun sektörlerde yeniden baskı altına girdi. Ulaştırma maliyetlerinin artması, enflasyonist baskıları tetikleyebilir. Çin ve Avrupa'dan gelen zayıf veriler, küresel ekonominin bu şoklara karşı kırılgan olduğunu gösteriyor. IMF ve Dünya Bankası'nın önümüzdeki günlerde yayınlayacağı raporlar, büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edileceğine işaret ediyor.
Öte yandan, jeopolitik risklerin artması, merkez bankalarının para politikalarını belirlerken daha temkinli olmalarına neden oluyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve BoE, faiz indirimine gitmekte tereddüt edebilir. Bu durum, küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail gerilimi, Türkiye'nin enerji maliyetleri ve dış ticaret dengesi açısından kritik önem taşıyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye'nin ithalat faturasını artırarak cari açığı büyütebilir. Ayrıca, küresel risk iştahındaki azalma, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını yavaşlatabilir; Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir. Ancak Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşından bu yana enerji tedarikini çeşitlendirme konusunda adımlar atmış olsa da, Orta Doğu'daki istikrarsızlık doğrudan etkilemeye devam ediyor. Bölgesel diplomaside aktif rol oynayan Türkiye, hem İran hem de İsrail'le ilişkilerini dengelemeye çalışırken, bu gerilimin büyümesi güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor.