İran genelinde gıda fiyatlarındaki olağanüstü artış, toplumun her kesiminden insanı derinden etkiliyor. Resmi rakamlara göre enflasyon geçen yıla kıyasla yüzde 50'yi aşarken, bazı temel gıda ürünlerinin fiyatı iki katına çıktı. Başkent Tahran'da sokakta konuştuğumuz vatandaşlar, devletin sağladığı desteklere rağmen geçinmenin giderek zorlaştığını belirtiyor. İktisatçılar, bu tabloyu ‘zengin yoksullar’ olarak nitelendiriyor; gelirleri artan ama satın alma gücü her geçen gün eriyen bir kitle.
Ekonomik krizin arka planı
İran ekonomisi, uzun süredir devam eden uluslararası yaptırımların gölgesinde mücadele veriyor. 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden uygulamaya koyduğu sert yaptırımlar, İran'ın petrol ihracatını büyük ölçüde kısıtladı. Petrol gelirlerindeki düşüş, ülkenin döviz rezervlerini eritirken, ithal ürünlerin maliyetini de katladı.
Son olarak İsrail ile yaşanan gerginlik ve bölgedeki genel gerilim, ekonomik istikrarı daha da kırılgan hale getirdi. Uzmanlar, savaşın doğrudan bir etkisi olmasa da, belirsizliğin yatırımcı güvenini sarstığını ve yerli paranın değer kaybını hızlandırdığını belirtiyor. İran riyali, geçtiğimiz yıl dolar karşısında yüzde 60 civarında değer kaybetti. Bu da ithal gıda fiyatlarını ani şekilde yükseltiyor.
Halkın gıda alışverişinde en çok tercih ettiği ürünler arasında yer alan tavuk, et, pirinç ve sebze fiyatları, dar gelirli ailelerin bütçesini zorluyor. Tavuk fiyatı geçen yıla oranla yüzde 90 arttı. Merkez Bankası'nın faiz artırımları ise enflasyonu dizginlemekte yetersiz kalıyor. Öte yandan, hükümetin bazı temel ürünlere sağladığı sübvansiyonlar, bütçe açığını büyütüyor ve enflasyonist baskıyı artırıyor.
Krizin bölgesel ve küresel boyutu
İran'daki ekonomik istikrarsızlık yalnızca iç dinamiklerle sınırlı kalmıyor. Ülkenin bölgesel gücü ve enerji ihracatı göz önüne alındığında, yaşanan krizin periferiye yayılma potansiyeli taşıdığı değerlendiriliyor. İran yönetimi, özellikle komşu ülkelerdeki nüfuzunu koruyabilmek için ekonomik kaynaklara duyduğu ihtiyacı giderek artan şekilde hissediyor.
Uzmanlar, bu durumun İran'ın dış politikasını daha da agresifleştirebileceğine dikkat çekiyor. Örneğin, Basra Körfezi'ndeki gerilimler, İran'ın ekonomik baskıları hafifletmek için bir araç olarak kullanma ihtimali, bölgesel güvenlik açısından risk oluşturuyor. Ayrıca, nükleer müzakerelerin akıbeti, bu ekonomik krizden etkilenerek daha karmaşık bir hal alabilir.
Küresel enerji piyasaları da İran'daki istikrarsızlıktan etkileniyor. Petrol fiyatları, İran'ın ihracatının tamamen durması ihtimaline karşı hassas bir denge üzerinde ilerliyor. Bu da tüm dünyada enerji maliyetlerinin yukarı yönlü hareket etmesine neden olabilecek bir faktör olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ekonomik kriz ve toplumsal huzursuzluk, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir tablo ortaya koyuyor. İki ülke arasındaki yoğun ticaret hacmi, enerji bağımlılığı ve sınır güvenliği konuları, bu krizin Türkiye'ye yansımalarını artırıyor. İran ekonomisinin daralması, Türk ihracatçıları için risk oluştururken, enerji ithalatında yaşanabilecek sıkıntılar Türkiye'nin cari açığı üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, İran'daki istikrarsızlığın güvenlik boyutu, özellikle terör ve kaçakçılıkla mücadele açısından Türkiye'nin sınır politikalarını yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle Ankara, Tahran'daki gelişmeleri yakından izleyerek hem ekonomik hem de güvenlik alanında önlemlerini güçlendirmeye çalışıyor.