İran, Pazartesi günü bazı bölge ülkelerini ABD'nin Tahran'a yönelik saldırılarına katılmakla ve saldırı güçlerinin topraklarını kullanmasına izin vermekle suçladı. Anadolu Ajansı'nın bildirdiğine göre, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bakıev, yaptığı açıklamada, “28 Şubat'ta başlayan İran'a yönelik askeri saldırıdan ABD'yi sorumlu tutuyoruz” dedi ve bazı bölge ülkelerinin bu saldırılara doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığını öne sürdü. Bu açıklama, Tahran'ın son haftalarda artan ABD askeri hareketliliğine karşı sert söylemlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
İran'ın bu suçlamaları, ABD'nin Basra Körfezi'nde ve Umman Denizi'nde askeri yığınak yaptığı haberlerinin ardından geldi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), geçtiğimiz hafta bölgeye iki uçak gemisi grubu ve B-52 stratejik bombardıman uçakları gönderdiğini doğrulamıştı. İranlı yetkililer, bu askeri konuşlandırmayı “savaş hazırlığı” olarak nitelendirdi ve buna karşı koyacaklarını açıkladı.
Bakıev, açıklamasında, “Bölgedeki bazı ülkeler, ABD'nin saldırgan eylemlerine destek vererek kendi topraklarını bu saldırılar için üs olarak kullandırdılar. Bu, İslam dünyasına ve bölge halklarına ihanettir” ifadelerini kullandı. Ancak İran, hangi ülkeleri kastettiğini açıkça belirtmedi. Bu durum, bölgede İran'a karşı ABD ile işbirliği yapan ülkelerin kimliğine dair spekülasyonlara yol açtığı gibi, Körfez ülkeleriyle İran arasındaki gerilimi daha da tırmandırma potansiyeli taşıyor.
Bazı analistler, İran'ın bu suçlamalarının, özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn gibi ülkeleri hedef aldığını düşünüyor. Bu ülkeler, ABD askeri üslerine ev sahipliği yapan ve geçmişte ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonlarında lojistik destek sağlayan ülkeler olarak biliniyor. İran, daha önce de bu ülkelerin ABD'ye verdikleri desteği sert bir dille eleştirmişti.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın bu açıklaması, ABD ile İran arasındaki gerginliğin tırmanması bağlamında büyük bir önem taşıyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran'a yönelik “maksimum baskı” politikasını sürdürürken, Tahran yönetimi de son dönemde uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırdığını duyurdu. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporları, İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin nükleer anlaşmanın öngördüğü sınırların üzerine çıktığını gösteriyor.
Uzmanlar, İran'ın bu açıklamasının, bölge ülkelerine yönelik bir mesaj niteliği taşıdığını ve onları ABD'nin olası bir saldırısında taraf olmaktan caydırmayı amaçladığını belirtiyor. İran, geçmişte bölge ülkelerindeki petrol tesislerini vurma tehdidinde bulunmuş, bu da küresel enerji piyasalarında endişelere yol açmıştı.
Öte yandan, ABD'nin bölgedeki müttefikleri olan bazı ülkeler, İran'ın suçlamalarını reddederek söylemlerin yapıcı olmadığını savundu. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, “Riyad, bölgede gerginliği artıracak her türlü eylemden kaçınmaktadır ve diyalog çağrılarını desteklemektedir” denildi. BAE ise resmi bir yorumda bulunmadı.
Bölgesel güç dengeleri açısından bakıldığında, İran'ın bu açıklaması, özellikle İran ile Arap ülkeleri arasındaki mevcut güvensizliği derinleştirebilir. Aynı zamanda, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında İran'a karşı ortak bir tutum geliştirme çabalarını da etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin yakın çevresindeki güvenlik mimarisini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, hem İran ile hem de ABD ile dostane ilişkiler sürdürme politikası izliyor. İran'daki bir çatışmanın enerji arz güvenliği başta olmak üzere Türkiye ekonomisine olumsuz yansıması olasılığı yüksek. Ayrıca, olası bir mülteci akımı ve sınır güvenliği riski de değerlendirilmeli. Türkiye, bölgede istikrarın sağlanması için arabulucu rolü oynayabilir ve taraflar arasındaki diyaloğu teşvik etmelidir. Bu kapsamda, Türkiye'nin hem Tahran hem de Washington ile öngörülebilir bir hat üzerinden iletişim kurması kritik önemde.