İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, ülkesinin balistik füze programının ABD ile yapılan görüşmelerde hiçbir zaman masaya yatırılmadığını açıkladı. Bu açıklama, Tahran yönetiminin bölgesel nüfuz mücadelesinde kilit rol oynayan füze programına ilişkin taviz vermeyeceğini bir kez daha teyit ediyor. Emir Abdullahiyan, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, İran'ın füze yeteneklerinin savunma amaçlı olduğunu ve müzakere edilemez bir konu olduğunu vurguladı.
Gelişmenin arka planı
ABD ve İran arasında nükleer anlaşma yeniden canlandırma çabaları devam ederken, İran'ın balistik füze programı önemli bir anlaşmazlık noktası olarak öne çıkıyor. Washington yönetimi, İran'ın füze programını da kapsayacak daha kapsamlı bir anlaşma arayışında olduğunu sinyallemişti. Ancak Tahran, bu talebi kesin bir dille reddediyor. İranlı yetkililer, füze programının ülkenin egemenlik hakkı olduğunu ve bölgesel caydırıcılık için hayati önem taşıdığını savunuyor. Emir Abdullahiyan'ın son açıklaması, Tahran'ın bu konudaki kararlı duruşunu bir kez daha ortaya koydu.
İran'ın balistik füze programı, Şahab ve Emad serileri gibi 2 bin kilometreye kadar menzile sahip füzeleri içeriyor. Bu füzeler, İsrail ve Ortadoğu'daki ABD üslerini hedef alabilecek kapasiteye sahip. İran yönetimi, füze programını nükleer anlaşma müzakereleri dışında tutmakta ısrar ederken, ABD ve Avrupalı müttefikleri bu programı bölgesel istikrar için bir tehdit olarak değerlendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın balistik füze programı, sadece ABD ile ilişkileri değil, aynı zamanda Körfez ülkeleri ve İsrail ile olan dengeleri de etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran'ın füze yeteneklerini doğrudan bir tehdit olarak görüyor. İsrail ise İran'ın füzelerinin yanı sıra, programın nükleer silah taşıma potansiyelinden endişe ediyor. Öte yandan, İran'ın füze programı, ülkenin Suriye, Yemen ve Irak'taki vekil güçlere destek verme kapasitesini de artırıyor. Tahran, füze teknolojisini Hizbullah'a ve Yemen'deki Husilere aktarmakla suçlanıyor.
Küresel boyutta ise İran'ın füze programı, nükleer anlaşma müzakerelerinin yanı sıra BM Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararı kapsamında da tartışma konusu. Bu karar, İran'a yönelik silah ambargosunu 2020 yılında sona erdirmiş olsa da, füze programıyla ilgili bazı kısıtlamalar 2023 Ekim ayına kadar uzanıyor. ABD, İran'ın füze testlerini kınarken, Avrupa Birliği endişelerini dile getiriyor. Ancak İran, füze programını geliştirmeye devam ediyor ve yeni nesil füzeler üzerinde çalıştığını duyuruyor.
Bu gelişmeler, Ortadoğu'da artan gerilimin bir parçası olarak değerlendirilebilir. İran ile Batı arasındaki güvensizlik, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasını da zorlaştırıyor. Tahran, ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilme kararıyla derin bir güvensizlik oluştuğunu belirtiyor. Emir Abdullahiyan'ın füze konusundaki açıklaması, bu güvensizliğin aşılmasının kolay olmayacağını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın balistik füze programı, Türkiye'nin güvenlik politikaları açısından önemli bir bölgesel faktör. Türkiye, İran ile sınır komşusu olarak füze programının olası bir çatışmada kendisini etkileyebileceğinin farkında. Ayrıca, İran'ın füze programı, Türkiye'nin NATO müttefiki olan ABD ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde de zaman zaman gündeme geliyor. Türkiye, İran ile ekonomik işbirliğini sürdürmek isterken, bölgesel güvenlik endişeleri nedeniyle Tahran'ın füze kapasitesini yakından izliyor. Bu bağlamda, İran'ın füze programının müzakere dışı olması, Ankara'nın diplomatik dengeleri yönetme çabalarını zorlaştırabilir. ABD yaptırımlarına rağmen İran ile ticareti devam ettirmeye çalışan Türkiye, füze geriliminin yeni bir krize dönüşmemesi için arabuluculuk rolü oynayabilir. Ancak bu, Türkiye'nin kendi savunma stratejilerini de göz önünde bulundurmasını gerektiriyor.