The Hindu gazetesinin Uluslararası İlişkiler editörü Stanly Johny ile gerçekleştirdiği özel söyleşide, siyasi analist Muhammed Marandi, İran'ın olası bir ABD kara işgaline karşı askeri olarak hazır olduğunu, Tahran'ın bölgesel stratejisinin savunma ağırlıklı olduğunu ve Batı Asya'daki güç dengelerinin değiştiğini söyledi. Marandi, ABD'nin bölgeden çekilme sürecinin ardından İran'ın nüfuzunun arttığını ve uluslararası toplumun İran'la diyalog kurması gerektiğini vurguladı.
İran'ın askeri hazırlığı ve savunma stratejisi
Marandi, İran'ın son yıllarda balistik füze programını geliştirdiğini ve insansız hava aracı teknolojisinde önemli ilerlemeler kaydettiğini belirtti. "İran, kendi topraklarını savunabilecek kapasiteye sahiptir. ABD'nin kara işgali durumunda, İran güçleri sınır ötesinde ve içeride kararlı bir direniş gösterecektir" dedi. Analist, İran'ın savunma doktrininin caydırıcılık üzerine kurulu olduğunu ve bu nedenle saldırgan bir tutum izlemediğini ifade etti.
Marandi ayrıca, İran'ın bölgesel müttefikleri (Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki gruplar) aracılığıyla dolaylı bir güç projeksiyonu oluşturduğunu, bu ağların olası bir işgale karşı asimetrik bir savunma sağlayabileceğini kaydetti. Son dönemde İsrail ile yaşanan gerginliklere de değinen Marandi, "İsrail İran'ı tehdit ediyor ancak İran'ın misilleme kapasitesi göz ardı edilmemelidir" uyarısında bulundu.
Batı Asya'da değişen güç dengeleri
Marandi, ABD'nin Irak ve Afganistan'dan çekilmesinin bölgesel güç boşluğu yarattığını ve bu boşluğu İran ile Rusya'nın doldurduğunu savundu. "ABD Orta Doğu'dan çekildikçe, bölgesel oyuncular kendi güvenliklerini sağlamak zorunda kalıyor. Bu, İran için hem fırsat hem sorumluluk getirdi" dedi. Analist, Çin'in Tahran'la yaptığı 25 yıllık stratejik anlaşmanın da bölgesel dengeleri değiştirdiğini, Batı'nın yaptırımlarına rağmen İran'ın ekonomik olarak alternatif ortaklar bulduğunu belirtti.
Marandi, nükleer müzakereler konusunda da umutlu olduğunu, ancak ABD'nin önceki yönetiminin anlaşmadan çekilmesinin güveni zedelediğini söyledi: "Yeni anlaşma ancak ABD'nin yaptırımları kaldırması ve güven verici adımlar atmasıyla mümkün olur." Ayrıca, Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme sürecinin bölge istikrarına katkı sağladığını ve bunun Ürdün, Mısır gibi ülkeleri de olumlu etkilediğini sözlerine ekledi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güvenliğini ve dış politikasını doğrudan ilgilendirmektedir. İran'ın askeri kapasitesi ve bölgesel nüfuzu, Türkiye'nin Orta Doğu ve Kafkasya'daki çıkarlarıyla kesişiyor. Ankara, Tahran'la enerji ve güvenlik alanlarında işbirliğine devam ederken, Suriye ve Irak'taki yapılanma konusunda farklı pozisyonlara sahip. İran'ın güçlü bir aktör olarak kalması, Türkiye için hem bir angajman hem de rekabet unsuru oluşturuyor. ABD-İran gerilimi tırmanırsa, bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşmesi Türkiye'yi doğrudan etkileyebilir; bu nedenle Ankara, krizleri önlemek için diplomatik çabalara önem veriyor. Türkiye'nin, bölgedeki dengeleme politikası bağlamında İran'ın savunma kapasitesini ve nükleer programını yakından izlemesi beklenir.