İran, ABD'nin limanlarını ablukaya aldığı dönemde 'tek bir varil bile' petrol ihraç edemediğini itiraf etti. Ülkenin başmüzakerecisi Ali Bakıri'nin bu açıklaması, Tahran yönetiminin uluslararası yaptırımlar karşısındaki kırılganlığını bir kez daha ortaya koydu. Nükleer müzakerelerin kilit isimlerinden Bakıri, İran'ın petrol ihracatının sıfırlandığı bu dönemin ekonomik ve siyasi sonuçlarına dikkat çekti.
ABD'nin maksimum baskı politikası ve İran'ın petrole bağımlılığı
ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından uygulamaya koyduğu 'maksimum baskı' politikası, İran'ı hedef alan en sert yaptırım dalgasını başlatmıştı. Bu kapsamda İran'ın petrol ihracatına ambargo konulurken, ülkenin bankacılık ve ulaştırma sektörleri de ağır darbe almıştı. İran'ın başlıca gelir kaynağı olan petrol, ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyordu. Bu nedenle, yaptırımların hemen ardından İran'ın ihracatı günlük 2.5 milyon varilden sıfıra yakın seviyelere geriledi.
Bakıri'nin itirafı, Tahran'ın söz konusu dönemde ekonomik olarak ne kadar zorlandığını gösteriyor. İran hükümeti, yaptırımları aşmak için yeraltı petrol satışları, takas ticareti ve Çin ile gayrıresmi kanallar üzerinden ticaret gibi yöntemlere başvursa da, bu çabaların sınırlı kaldığı anlaşılıyor. Özellikle 2019-2020 yıllarında İran'ın resmi petrol ihracatı günlük 400 bin varilin altına düştü. Ülke, bu dönemde yüksek enflasyon ve işsizlikle mücadele etmek zorunda kaldı.
Nükleer müzakerelerdeki kilit rolü
Bakıri'nin açıklaması, Viyana'da yürütülen nükleer müzakerelere de ışık tutuyor. İran, yaptırımların kaldırılmasını talep ederken, ABD ise İran'ın nükleer programına sınırlama getirmesini istiyor. Bakıri, petrol ihracatının abluka altında olduğu dönemde dahi İran'ın nükleer faaliyetlerini sürdürdüğünü ve bu nedenle müzakere masasında güçlü bir konumda olduklarını ima etti. Ancak, petrol gelirlerinden yoksun bir İran'ın ekonomik olarak ne kadar dayanıklı olabileceği tartışılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın petrol ihracatındaki bu düşüş, küresel enerji piyasaları üzerinde de doğrudan bir etki yarattı. İran'ın ham petrol üretimi 2018'de günlük 3.8 milyon varil iken 2020'de 2.1 milyon varile geriledi. Piyasadan çekilen bu arz, özellikle kriz dönemlerinde petrol fiyatlarının yükselmesine katkıda bulundu. Bölgesel düzeyde ise, İran'ın zayıflaması Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi rakiplerine avantaj sağlarken, Yemen ve Suriye'deki vekil savaşlarında İran'ın elini zayıflattı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın petrol ihracatındaki bu dramatik düşüş, Türkiye açısından sınırlı ama önemli etkiler doğuruyor. Türkiye, İran'dan doğal gaz ve ham petrol ithal eden bir ülke olmasa da, bölgesel enerji koridorlarının şekillenmesinde İran'ın pozisyonu kritik. Bir yandan İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin Orta Doğu'daki nüfuz alanını daraltabilirken, diğer yandan yaptırımların hafiflemesi Türk şirketleri için yeni fırsatlar yaratabilir. Ancak, ABD-İran gerginliğinin tırmanması, Türkiye'nin sınır güvenliği ve enerji arz güvenliği açısından risk oluşturmaya devam ediyor. Ankara, hem Washington hem de Tahran ile dengeli bir ilişki yürütmek durumunda.