LONDRA — İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Pazartesi günü görevinden istifa ederek siyasi kariyerine beklenenden çok daha erken bir noktada son verdi. Bir zamanlar ülkeye yıllar süren siyasi kaos ve belirsizliğin ardından pragmatizm ve istikrar getirecek lider olarak selamlanan Starmer’ın iktidardaki kısa ömrü, aslında onu iktidara taşıyan ideolojik kayıtsızlığın bir yansıması oldu. 2024 genel seçimlerinde ezici bir zafer kazanan İşçi Partisi lideri, kamuoyunda artan memnuniyetsizlik, partisi içindeki bölünmeler ve kapsamlı bir siyasi vizyon sunamaması nedeniyle sadece iki yılın ardından koltuğunu terk etmek zorunda kaldı.
Starmer'ın kısa iktidar dönemi: belirsizlikten istifaya
Starmer, Temmuz 2024’te başbakanlık görevine başladığında, 2016 Brexit referandumuyla başlayan siyasi çalkantılı dönemi sonlandıracağına dair büyük umutlar vardı. Boris Johnson’ın skandallarla dolu başbakanlığı, Liz Truss’ın 44 günlük fiyaskosu ve Rishi Sunak’ın istikrarı sağlayamayan yönetiminin ardından seçmenler Starmer’ın soğukkanlı, analitik ve kriz yöneticisi imajına güvenmişti. Ancak Starmer, seçim kampanyasında somut politika vaatlerinden kaçınarak “Her şeyi iyileştireceğim” gibi soyut söylemlerle iktidara geldi.
İktidarının ilk aylarında kamu harcamalarında daralma, vergi artışları ve Brexit sonrası ticaret düzenlemelerini iyileştirme çabaları gibi konularda yol haritası çizmekte zorlandı. Özellikle Ulusal Sağlık Sistemi’ndeki (NHS) derin krizi çözme vaadi, bütçe kısıtlamaları ve personel eksikliği nedeniyle hızla söndü. 2025 yılına gelindiğinde ekonomi resesyona sürüklenirken, enflasyon beklentilerin üzerinde seyretti ve İşçi Partisi’nin geleneksel seçmen tabanı olan işçi sınıfı arasında hayal kırıklığı yaygınlaştı.
Starmer’ın en büyük zafiyetlerinden biri, parti içindeki sosyal demokrat kanat ile merkezciler arasında sıkışıp kalmasıydı. 2026 yılı başında özel okullara uygulanan vergi muafiyetinin kaldırılması gibi tartışmalı bir adım, hem eğitim sendikalarının hem de orta sınıf seçmenlerin tepkisini çekti. Ayrıca, Rusya-Ukrayna savaşına yönelik net bir duruş sergileyememesi, İngiltere’nin geleneksel transatlantik ittifakındaki güvenilirliğini sorgulanır hale getirdi.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Starmer’ın istifası, yalnızca İngiltere’nin değil, Avrupa’nın da siyasi istikrarını etkileyebilecek bir gelişme. İngiltere, Brexit sonrası AB ile yeni bir ilişki modeli kurma çabalarını sürdürürken, başbakan değişikliği bu süreci yavaşlatabilir. Fransa ve Almanya başta olmak üzere AB ülkeleri, Londra’nın iç siyasi krizlerine alışkın olsa da, Starmer’ın ardından gelecek liderin daha Avrupa şüphecisi veya izolasyonist olması olasılığı, kıta genelinde tedirginlik yaratıyor.
Küresel ölçekte, İngiltere’nin NATO içindeki rolü ve Ukrayna’ya desteği, başbakan değişikliğinden en az etkilenecek alanlar olarak görünse de, yeni hükümetin askeri harcamalara yaklaşımı belirleyici olacak. Ayrıca, Starmer’ın Çin’e yönelik “sıfır tolerans” söylemi yerine daha ılımlı bir ticaret yaklaşımı benimsemesi, Pekin’in Londra ile ilişkilerinde bir yumuşama beklediği yorumlarına yol açmıştı. Şimdi bu beklentiler de belirsizliğe gömüldü.
Güney Asya ve eski sömürge ülkeleriyle ilişkilerde de Starmer dönemi, sömürge geçmişiyle hesaplaşma konusunda sembolik adımlarla sınırlı kaldı. Hindistan ve Pakistan ile ticaret anlaşmaları müzakere masasında kaldı. Özetle, Starmer’ın siyasi kariyeri, vaatlerle başlayıp eylemsizlikle biten bir dönemin simgesi oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Starmer'ın istifası, Türkiye-İngiltere ilişkileri açısından kısa vadede önemli bir değişiklik yaratmayacak gibi görünse de, yeni başbakanın Brexit sonrası ticaret anlaşmasına, özellikle gümrük birliği ve hizmet ticareti konularına yaklaşımı belirleyici olacak. Ayrıca, İngiltere’nin NATO ve Avrupa güvenlik mimarisindeki tutumu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs politikalarını da etkileyebilir. Starmer’ın istikrarsız yönetimi, İngiltere’nin bölgesel meselelerde söz sahibi olma kapasitesini sınırlamıştı. Yeni liderin daha pragmatik ve kararlı bir duruş sergilemesi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Özellikle savunma sanayii işbirliği ve ikili ticaretin artırılması, İngiliz siyasetindeki istikrara bağlı olarak şekillenecek.