İngiltere, bir milyondan fazla gencin işsiz olduğu bir dönemde, geçmişte güçlü bir geleneğe sahip olan 'işbaşında öğrenme' modelini yeniden canlandırmakta zorlanıyor. Çıraklık sisteminin neden yeterince büyümediği sorusu, ülkenin eğitim ve istihdam politikalarının merkezinde yer alıyor. Son yıllarda hükümetin çıraklık vergisi gibi teşviklerine rağmen, programlara katılım istenen seviyeye ulaşamadı. Özellikle gençler arasında yüksek işsizlik oranları, sistemin acilen gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Gelişmenin arka planı: Çıraklık sisteminin zayıflığı
Britanya'da çıraklık, sanayi devriminden bu yana önemli bir beceri kazanma yolu olmuştur. Ancak 1980'lerden itibaren imalat sanayisinin gerilemesi ve hizmet sektörünün yükselmesiyle bu gelenek zayıfladı. 2015 yılında hükümet, büyük işletmelerden çıraklık vergisi toplamaya başladı; ama bu fonların etkin kullanılmadığı eleştirileri var. İşverenler, programların bürokratik olduğunu ve ihtiyaçlarına uygun olmadığını söylüyor. Ayrıca, gençler arasında üniversite eğitiminin daha prestijli görülmesi, çıraklığın ikinci sınıf bir seçenek olarak algılanmasına yol açıyor. Oysa Almanya gibi ülkelerde çıraklık, saygın bir kariyer yolu olarak kabul ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu sorun sadece İngiltere'ye özgü değil; birçok gelişmiş ekonomi, genç işsizliğiyle mücadelede çıraklığı bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Küresel ölçekte, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm gibi yeni beceri talepleri, çıraklık programlarının güncellenmesini zorunlu kılıyor. Avrupa Birliği, 'Avrupa Çıraklık İttifakı' ile üye ülkelerde kaliteli çıraklık fırsatlarını artırmayı hedefliyor. Ancak başarılı modeller, işverenlerin ve eğitim kurumlarının yakın işbirliğini gerektiriyor. İngiltere'nin Brexit sonrası yaşadığı işgücü kıtlığı, çıraklığın önemini daha da artırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de genç işsizliği yüksek seyrediyor ve mesleki eğitim ile istihdam arasındaki bağ zayıf. İngiltere'deki çıraklık sisteminin karşılaştığı sorunlar, Türkiye için önemli dersler barındırıyor. Özellikle işverenlerin programlara aktif katılımını sağlamak, bürokratik engelleri azaltmak ve mesleki eğitimi toplum nezdinde itibarlı hale getirmek kritik. Türkiye'nin, Alman modeli gibi başarılı örneklerden yararlanarak kendi sistemini güçlendirmesi gerekiyor. Aksi takdirde, genç nüfusun işgücüne entegrasyonu zorlaşacak ve ekonomik rekabet gücü azalacaktır.