Küresel ticaretin işleyişini değiştirmek için kaç kriz gerekir? Asya için yanıt üç gibi görünüyor. Önce Covid-19 salgını, lojistik ağları besleyen fabrikaları kapattı; ardından Rusya'nın Ukrayna'yı işgali Karadeniz tahıl ihracatını boğdu ve enerji fiyatlarını fırlattı. Şimdi de ABD ile İsrail arasında tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı'nda ticaret akışını tehdit ediyor. Bu çalkantılar, Asya ekonomilerini tedarik zincirlerini kökten yeniden düşünmeye itiyor. "Tam zamanında" (just in time) üretim modeli, yerini "her ihtimale karşı" (just in case) stoklamaya ve tedarik kaynaklarını çeşitlendirmeye bırakıyor.
Üç kriz, bir dönüşüm
Covid-19, Çin'deki fabrikaların kapanmasıyla tüm dünyaya parça ve ürün akışını durdurduğunda, Asyalı üreticiler ilk kez tek bir kaynağa bağımlılığın kırılganlığını gördü. Ardından Rusya-Ukrayna savaşı, tahıl ve enerji fiyatlarını tarihi seviyelere taşıyarak enflasyonist baskıları artırdı. Şimdi ise İsrail-Hamas çatışmasının ABD'yi de içine çekmesiyle Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri risk altında. Bu üç olay, Asya'nın ticaret alışkanlıklarını yeniden şekillendiriyor: Stoklar büyüyor, tedarikçi sayısı artıyor, lojistik rotaları çeşitleniyor.
Özellikle Japonya ve Güney Kore, otomotiv ve elektronik sektörlerinde "tedarik zinciri dayanıklılığı" programları başlattı. Çin ise Kuşak ve Yol projesi kapsamında demiryolu bağlantılarını hızlandırarak deniz yollarına alternatif kara koridorları oluşturmaya çalışıyor. Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin'den kaçan üretim yatırımları için yeni üsler haline geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu dönüşüm, sadece Asya'yı değil, tüm küresel ticaret dengelerini etkiliyor. Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kriz, dünya petrol arzının beşte birini tehdit ederken, Asya ülkeleri hızla alternatif enerji kaynaklarına ve tedarik rotalarına yöneliyor. Hindistan, Orta Asya ve Kafkasya üzerinden Avrupa'ya açılan bir koridor geliştiriyor. ASEAN ülkeleri ise bölgesel ticaret anlaşmalarını derinleştirerek kendi aralarındaki ticareti artırıyor.
ABD'nin Asya stratejisi olan Hint-Pasifik Ekonomik Çerçevesi, Çin'in Kuşak ve Yol'una karşı bir alternatif sunuyor. Ancak bu rekabet, tedarik zincirlerinin "arkadaş ülkeler" arasında yeniden kurgulanmasına yol açıyor (friendshoring). Bu durum, küresel ticaretin siyasallaştığı ve ticaret bloklarının derinleştiği bir döneme işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Asya'daki tedarik zinciri dönüşümü, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor. Türkiye, coğrafi konumuyla Asya ve Avrupa arasında bir lojistik köprü olma potansiyeline sahip. Orta Koridor girişimi, Asya üretim üslerinden Avrupa'ya alternatif bir rota sunabilir. Ancak Türkiye'nin bu dönüşümden pay alabilmesi için lojistik altyapısını hızla iyileştirmesi, gümrük süreçlerini dijitalleştirmesi ve enerji arz güvenliğini sağlaması gerekiyor. Aksi halde, yeni ticaret koridorlarının dışında kalabilir.