LONDRA — Avrupa'nın Çin'e olan ekonomik bağımlılığını azaltmaya yönelik son yıllardaki yoğun çabalarına rağmen, elde edilen sonuçların "mütevazı" kaldığı bildirildi. Yeni bir araştırmaya göre İngiltere ve Almanya, Çin ile ticaret, yatırım ve diğer bağlantılar açısından en fazla risk taşıyan ekonomiler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Çalışma, Avrupa'nın "riskten arındırma" (de-risking) stratejisinin henüz somut bir başarıya ulaşmadığını gösteriyor.
Bağımlılığın Boyutları ve Değişmeyen Tablo
Araştırmaya göre, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ekonomisi, kritik hammaddeler, ara mallar ve ileri teknoloji ürünlerinde Çin'e önemli ölçüde bağımlı. Özellikle Almanya'nın otomotiv ve makine sektörleri, Çin pazarına olan ihracat bağımlılığı ve Çin menşeli bileşenlere olan ihtiyacı nedeniyle kırılgan konumda. İngiltere ise finans, ilaç ve yeşil enerji gibi stratejik alanlarda Çin yatırımlarına ve tedarik zincirlerine bağımlılığını sürdürüyor. Raporda, Avrupa Birliği'nin 2019'da Çin'i "sistemik rakip" ilan etmesinin ardından atılan adımların (yatırım tarama mekanizmaları, kritik teknoloji korumaları) sınırlı kaldığı vurgulanıyor.
Uzmanlar, bağımlılığı azaltmanın önündeki en büyük engelin, Çin'in küresel tedarik zincirlerindeki merkezi rolü ve Avrupa sanayisinin rekabet gücünü koruma kaygısı olduğunu belirtiyor. Örneğin, lityum, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi yeşil geçiş için kritik minerallerde Çin'in hakimiyeti sürüyor. Ayrıca, Çin'e yapılan doğrudan yatırımlar da Avrupa'da istihdam ve teknoloji transferi sağladığı için tamamen kesilemiyor.
Çalışma, bazı Avrupa ülkelerinin Çin ile ticaretini çeşitlendirme yönünde adımlar attığını ancak bunun yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor. Örneğin, AB'nin Hint-Pasifik ülkeleriyle ticaret anlaşmaları ve Afrika'da yatırım girişimleri henüz Çin'in yerini doldurabilecek düzeyde değil. Ayrıca, Avrupa içinde Çin'e karşı ortak bir tutum oluşturma konusunda da farklılıklar bulunuyor; bazı ülkeler ekonomik çıkarlarını öncelerken, diğerleri güvenlik kaygılarıyla daha sert önlemler alıyor.
Küresel Rekabet ve Avrupa'nın İkilemi
Avrupa'nın Çin'e bağımlılığı, ABD-Çin arasındaki küresel rekabetin gölgesinde daha da karmaşık bir hal alıyor. Washington, müttefiklerini Çin'e karşı ortak cephe kurmaya çağırırken, Avrupa ülkeleri ekonomik çıkarları ile güvenlik endişeleri arasında sıkışmış durumda. Özellikle Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un Nisan 2024'te Çin'e yaptığı ziyaret ve beraberindeki iş insanları heyeti, Almanya'nın Çin ile ekonomik ilişkileri tamamen koparmaya niyetli olmadığını gösterdi.
Öte yandan, Avrupa Komisyonu'nun Çin menşeli elektrikli araçlara yönelik başlattığı anti-sübvansiyon soruşturması ve olası ek gümrük vergileri, tansiyonu yükseltiyor. Çin'in misilleme olarak Avrupa'dan ithal ettiği bazı ürünlere (örn. domuz eti, brendi) yönelik soruşturmalar başlatması, ticaret savaşı riskini artırıyor. Bu durum, Avrupa'nın hem ekonomik bağımlılığı azaltma hem de ticaret ortaklığını sürdürme ikilemini derinleştiriyor.
Uzmanlar, Avrupa'nın Çin'e bağımlılığını azaltmak için daha koordineli bir sanayi politikası, Ar-Ge yatırımları ve dost ülkelerle tedarik zinciri işbirlikleri (friend-shoring) geliştirmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak bu sürecin yıllar alacağı ve ciddi maliyetler getireceği öngörülüyor. Ayrıca, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme hedefleri, Çin'in sunduğu uygun maliyetli teknolojilere olan talebi artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın Çin'e olan ekonomik bağımlılığını azaltma çabaları, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, Avrupa ile Çin arasında bir köprü konumunda. Avrupa'nın tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, Türkiye'nin ara mal ve üretim üssü olarak öne çıkmasını sağlayabilir. Özellikle tekstil, otomotiv yan sanayi ve elektronik sektörlerinde Türk firmaları, Avrupalı şirketler için alternatif tedarikçi olabilir. Öte yandan, Çin'in küresel ticaretteki ağırlığı ve Türkiye'nin de Çin'e olan ithalat bağımlılığı (özellikle makine ve elektronik) dikkate alındığında, Ankara'nın dengeli bir politika izlemesi gerekiyor. Türkiye, Batı ile Çin arasındaki rekabette taraf olmaktan kaçınarak ekonomik çıkarlarını korumaya odaklanabilir.