Birleşik Krallık'ta Birmingham City Üniversitesi'nin (BCU) Siyah Çalışmaları yüksek lisans programını kapatma kararı, ABD'li tanınmış sivil haklar akademisyeni Kimberlé Crenshaw'ın sert tepkisine yol açtı. Crenshaw, kararın ABD'deki aşırı sağcı kampanyaların Atlantik'i aşarak İngiltere'ye ulaştığını gösterdiğini belirterek, üniversite yönetimine programı geri getirme çağrısında bulundu. Programın kapatılması, akademik dünyada ırkçılık karşıtı çalışmaların hedef alındığı yönünde endişelere neden oldu.
Kararın arka planı ve akademik tepkiler
BCU'nun Siyah Çalışmaları yüksek lisans programını kapatma kararı, üniversitenin mali zorluklar ve düşük öğrenci kaydı gerekçesiyle aldığı bir dizi kesinti kapsamında geldi. Ancak Crenshaw, kararın ardında ideolojik nedenler olduğunu savunuyor. Crenshaw'a göre, bu karar ABD'deki muhafazakar grupların eleştirel ırk teorisi ve çeşitlilik çalışmalarına yönelik saldırılarının bir yansıması. BCU, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, programın kapatılmasının sadece mali nedenlerle alındığını, akademik özgürlüğe bir saldırı olmadığını vurguladı. Ancak üniversitedeki bazı akademisyenler, kararın alınma sürecinde yeterli danışma yapılmadığını ve öğrencilerin mağdur edildiğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu olay, eleştirel ırk teorisi ve çeşitlilik çalışmalarının dünya genelinde hedef alınmasının bir parçası olarak görülüyor. ABD'de Florida ve Teksas gibi eyaletlerde bu tür programlar yasaklanırken, Birleşik Krallık'ta da benzer eğilimlerin ortaya çıkması, akademik çevrelerde kaygı yaratıyor. Özellikle, ırkçılık ve eşitsizlik konularını araştıran akademisyenler, bu tür kararların ifade özgürlüğü ve akademik bağımsızlık üzerinde soğutucu etki yaratacağından endişe ediyor. BCU'nun kararı, diğer İngiliz üniversitelerinde benzer programların sorgulanmasına yol açabilir. Öte yandan, bu gelişme Birleşik Krallık'ta ırkçılıkla mücadele ve toplumsal adalet konularındaki hassasiyeti de yeniden gündeme taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de doğrudan siyah çalışmaları gibi programlar bulunmasa da, bu olay küresel ölçekte akademik özgürlüklerin ve toplumsal eşitlik çalışmalarının baskı altına alınmasının bir örneği olarak dikkat çekiyor. Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve Batı dünyasındaki gelişmelere duyarlılığı göz önüne alındığında, bu tür eğilimlerin Türk üniversitelerindeki benzer alanları da etkileyebileceği değerlendirilebilir. Ayrıca, Türkiye'deki azınlık hakları ve toplumsal cinsiyet çalışmaları gibi alanlarda da benzer baskıların yaşanabileceği endişesi, küresel bir farkındalık gerektiriyor. Bu bağlamda, Türk akademisyenlerin uluslararası dayanışma ağlarına katılımı önem kazanıyor.