İngiltere Yüksek Mahkemesi, Fransa ile imzalanan göç anlaşması kapsamında sığınmacıların insan ticareti mağduru olduklarına dair başvurularının reddine itiraz etme hakkının ellerinden alınmasını yasa dışı bularak ülkede yeni bir siyasi tartışma başlattı. Karar, Manş Denizi üzerinden düzensiz göçü önlemeyi amaçlayan ikili anlaşmanın önemli bir ayağını sarsarken, binlerce sığınmacının statüsünü etkileme potansiyeli taşıyor.
Anlaşma ve hukuki süreç
İngiltere ile Fransa arasında 2022 yılında imzalanan anlaşma, Manş Denizi'ni geçerek İngiltere'ye ulaşan düzensiz göçmenlerin hızlı bir şekilde sınır dışı edilmesini veya Fransa'ya iade edilmesini öngörüyordu. Ancak anlaşmanın bir maddesi, sığınmacıların insan ticareti mağduru olduklarına dair iddialarının değerlendirilmesi sürecinde, idari kararlara karşı yargı yoluna başvurma hakkını kısıtlıyordu. İngiliz sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleri, bu uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve Birleşik Krallık'ın kendi iç hukukuna aykırı olduğu gerekçesiyle dava açtı. Yüksek Mahkeme, yedi yargıcın oybirliğiyle aldığı kararda, sığınmacıların haklarının ihlal edildiğine ve itiraz mekanizmasının kaldırılmasının hukuka aykırı olduğuna hükmetti.
Mahkeme kararında, insan ticareti mağdurlarının korunmasının uluslararası hukukun temel bir gereği olduğu vurgulanırken, idarenin keyfi uygulamalarına karşı etkili bir yargı denetiminin sağlanması gerektiği belirtildi. Karar, İçişleri Bakanlığı'nın mevcut prosedürleri derhal gözden geçirmesini ve mağdurlara adil bir başvuru süreci sunmasını emretti. Bakanlık yetkilileri, kararın uygulanması için gerekli adımları atacaklarını ancak anlaşmanın genel çerçevesinin korunmasından yana olduklarını açıkladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu karar, yalnızca İngiltere-Fransa ilişkilerinde değil, Avrupa genelinde göç politikalarının hukuki boyutuna ilişkin önemli bir emsal teşkil ediyor. Son yıllarda birçok Avrupa ülkesi, düzensiz göçle mücadele gerekçesiyle sığınmacıların haklarını kısıtlayan düzenlemelere imza attı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ulusal mahkemeler, bu tür uygulamaları sıklıkla denetleyerek temel hakların korunmasını sağlamaya çalışıyor. Uzmanlar, İngiltere'nin Brexit sonrası bağımsız göç politikası oluşturma çabalarının, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarıyla çatıştığına dikkat çekiyor. Karar, diğer Avrupa ülkelerinde de benzer düzenlemelerin sorgulanmasına yol açabilir. Özellikle Danimarka ve İtalya gibi ülkelerin uygulamaları mercek altına alınabilir. AB düzeyinde ise, Göç ve İltica Paktı'nın insan haklarına uyumu yeniden tartışmaya açılabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki bu karar, Türkiye'nin AB ile göç anlaşması ve düzensiz göçle mücadele politikaları açısından dolaylı bir emsal oluşturuyor. Türkiye, 2016 tarihli AB-Türkiye Göç Anlaşması kapsamında, Yunanistan'a geçen sığınmacıların geri kabulünü üstlenmiş ancak insan hakları örgütlerinin eleştirileriyle karşılaşmıştı. Karar, geri kabul anlaşmalarının hukuki dayanağının güçlü olması gerektiğini ve mağdur haklarının korunmasının uluslararası yükümlülüklerin bir parçası olduğunu hatırlatıyor. Türkiye'nin, özellikle Suriyeli mültecilerin statüsüne ilişkin uygulamalarının yargı denetimine açık olması, hem AB ile ilişkilerde hem de iç politikada önemli bir kriter haline gelebilir.