Birleşik Krallık’ta seçim reformu tartışmaları, İşçi Partisi’nin genç üyeleri ve bazı Liberal Demokratlar’ın ‘oranlı temsil’ çağrılarına rağmen yakın zamanda somut bir sonuç doğurmayacak gibi görünüyor. Son genel seçimlerde ortaya çıkan siyasi parçalanma, çoğunlukçu Westminster sistemine duyulan güveni sarsmış olsa da, mevcut anketler ve parti dinamikleri radikal bir değişimin önünde ciddi engeller olduğunu gösteriyor. Peki, bu reform neden şimdi gündemde ve neden başarısız olacak?
Reform talebinin arka planı
Birleşik Krallık’ta uzun yıllardır uygulanan ‘first-past-the-post’ (tek isimli dar bölge) sistemi, son seçimlerde sandalyeler ile oy oranları arasında büyük bir uçurum yarattı. Örneğin, 2019 seçimlerinde Muhafazakâr Parti %43,6 oyla %56,2 sandalye alırken, Liberal Demokratlar %11,6 oyla sadece %1,7 sandalye elde etmişti. Bu adaletsizlik, İşçi Partisi içinde bile ılımlı reformistleri harekete geçirdi. Ancak İşçi Partisi lideri Keir Starmer, partinin genç üyelerinin baskısına rağmen, reformun öncelikler listesinde alt sıralarda olduğunu sinyallerini verdi. Starmer, bir yandan partinin parçalanmasını önlemeye çalışırken, diğer yandan iktidara geldiğinde sistemi değiştirme sözü vermekten kaçınıyor.
Öte yandan, İskoç Ulusal Partisi (SNP) ve Liberal Demokratlar, oranlı temsilin Birleşik Krallık genelinde uygulanması için uzun süredir kampanya yürütüyor. Özellikle SNP, kendi bölgesinde uygulanan ek üye sistemiyle Westminster’ın hâkim dar bölge sisteminin antitezi olarak kendini konumlandırıyor. Ancak bu partilerin reformu zorlayacak gücü bulunmuyor; çünkü mevcut sistem, muhafazakâr- işçi düopolünü besliyor. Westminster’in iki büyük partisi, küçük partilerin yükselişinden rahatsız olmasına rağmen, mevcut sistemi değiştirerek kendi güçlerini azaltma riskini almak istemiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Seçim reformu yalnızca Birleşik Krallık iç siyasetini değil, İskoçya ve Galler’deki özerk yönetimlerin geleceğini de yakından ilgilendiriyor. İskoçya’da 2021 parlamento seçimleri, ek üye sistemiyle yapılmış ve SNP’nin bağımsızlık talebini güçlendirmişti. Westminster’da oranlı temsile geçilmesi, İskoçya’nın merkezden daha fazla kopmasına yol açabilir. Bu nedenle Muhafazakâr Parti, reforma en sert direnen güç; çünkü mevcut sistem onlara avantaj sağlıyor. Küresel ölçekte ise, İngiltere’deki bu tartışma, çoğunlukçu sistemlerin meşruiyet krizine işaret ediyor. Örneğin, ABD ve Hindistan gibi büyük demokrasilerde de benzer sorunlar yaşanıyor. Ancak Birleşik Krallık’ın değişime direnci, dünyaya ‘reformun zor olduğu’ mesajını veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2017 anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemine geçmiş bir ülke olarak, İngiltere’deki seçim reformu tartışmalarını ilgiyle izliyor. Doğrudan bir etkisi olmasa da, Birleşik Krallık gibi köklü bir demokrasinin bile seçim sistemini değiştirmede karşılaştığı zorluklar, Türkiye’nin kendi sistemine yönelik tartışmalarında referans olabilir. Özellikle dar bölge sisteminin getirdiği ‘seçim adaletsizliği’ sorunu Türkiye’de de sıkça gündeme geliyor. Ancak İngiltere tecrübesi, mevcut güç dengesinin reformu ne kadar zorlaştırdığını gösteriyor. Türk dış politikası açısından bu gelişme, İngiltere ile ilişkilerde yeni bir boyut yaratmayacak olsa da, demokrasi kalitesi tartışmalarının küresel bir bağlamda değerlendirilmesine katkı sağlıyor.