Birleşik Krallık'ın plastik ve elektronik atıklarını yıllardır 'geri dönüşüm' adı altında gelişmekte olan ülkelere göndermesi, Guardian gazetesinin kapsamlı araştırmasıyla yeniden gündeme geldi. Araştırmaya göre, İngiltere geçtiğimiz yıl yalnızca Adana'nın yoksul mahallelerine 139 bin ton çöp ihraç etti. Bu atıkların büyük bölümü, hiçbir işleme tabi tutulmadan açık alanlara dökülüyor ve yakılıyor. Çevre aktivistlerinin 'atık sömürgeciliği' olarak nitelendirdiği bu uygulama, hem bölge halkının sağlığını hem de tarım arazilerini ciddi biçimde tehdit ediyor.
Adana'da Çevre Felaketi: Mikroplastik ve Zehirli Duman
Guardian muhabirleri, Adana'nın Karataş ve Yumurtalık ilçelerine yakın kırsal bölgelerde yaptığı incelemelerde, İngiltere'den gelen atıkların tonlarca miktarda tarlalara ve dere yataklarına bırakıldığını tespit etti. Yerel çiftçiler, özellikle plastik atıkların yakılması sonucu ortaya çıkan zehirli gazların başta buğday ve pamuk olmak üzere ürünlerine zarar verdiğini, bu nedenle yıllık gelirlerinin üçte birini kaybettiklerini ifade ediyor.
Bölgede yapılan toprak analizleri, mikroplaşik parçacıklarının tarım arazilerinde yoğunlaştığını gösteriyor. Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ayşe Yılmaz, "Bu plastikler yüzlerce yıl doğada çözünmüyor, toprağın yapısını bozuyor ve temel besin maddelerinin bitkiler tarafından emilimini engelliyor" şeklinde konuştu. Yerel halk ise özellikle çocuklarda solunum yolu hastalıklarının arttığını belirtiyor. Adana Tabip Odası'nın raporuna göre, son beş yılda kırsal kesimde kanser vakalarında yüzde 30'lik bir artış yaşandı.
İngiliz yetkililer ise atık ihracatının yasallığına vurgu yaparak, tesislerin gerekli lisanslara sahip olduğunu savunuyor. Ancak Guardian'ın ulaştığı belgeler, bu 'tesislerin' büyük bölümünün aslında hiçbir altyapısı olmayan, sadece çöpü toplayıp başka bir ülkeye satan aracı şirketler olduğunu ortaya koyuyor.
Küresel Atık Ticareti: Zengin Ülkelerin Kirletme Hakkı mı?
Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na göre, dünya genelinde her yıl yaklaşık 400 milyon ton plastik atık üretiliyor ve bunun sadece yüzde 9'u geri dönüştürülüyor. Geri kalanı ya yakılıyor ya doğaya karışıyor ya da düşük gelirli ülkelere ihraç ediliyor. 1989 Basel Sözleşmesi, tehlikeli atıkların gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere ihracatını sınırlandırıyor, ancak plastik atıklar uzun süre bu kapsamda değerlendirilmedi. 2023'te yürürlüğe giren Basel Sözleşmesi kapsamındaki değişiklikle, yalnızca kirlenmemiş ve tek tip plastiklerin ticareti serbest bırakıldı. Ancak araştırmacılar, İngiltere'nin bu kuralı sıklıkla görmezden geldiğini ve karışık plastik atıkları 'geri dönüştürülebilir' olarak sınıflandırdığını belirtiyor.
Benzer sorunların yaşandığı diğer ülkeler arasında Malezya, Endonezya ve Gana yer alıyor. Malezya geçtiğimiz yıllarda ithal ettiği tonlarca plastik atığı İngiltere'ye geri göndermişti. Gana'nın başkenti Akra'daki Agbogbloshie bölgesi ise 'dünyanın dijital çöplüğü' olarak biliniyor. Bu örnekler, küresel atık ticaretinin gelişmiş ülkelerin kendi çevre standartlarını korurken, gelişmekte olan ülkeleri feda etme pahasına işlediğini gösteriyor.
Avrupa Birliği bu konuda daha katı kurallar benimserken, Brexit sonrası İngiltere'nin kendi atık politikalarını oluşturması ve denetim mekanizmalarını zayıflatması eleştiriliyor. Çevre örgütleri, İngiltere'nin atık ihracatını yasaklamasını ve kendi içinde geri dönüşüm altyapısına yatırım yapmasını talep ediyor. Ayrıca, atık ihracatı yapan şirketlerin 'karbon ayak izi' hesaplarında bu atıkların gelişmekte olan ülkelerde yarattığı kirliliği gizlediği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa'dan gelen yasadışı atık ihracatının en büyük alıcılarından biri durumunda. Bu haber, Türkiye'nin 'geri dönüşüm' adına Avrupa'nın çöplüğüne dönüşme riskine dikkat çekiyor. Söz konusu durum, çevre mevzuatının uygulanmasında büyük boşluklar olduğunu ve Türkiye'nin bazı bölgelerinde çevresel standartların Avrupa Birliği normlarının oldukça gerisinde kaldığını ortaya koyuyor. Türkiye'nin bu atıkları kabul etmesi kısa vadede ekonomik getiri sağlasa da, uzun vadede hem tarımsal üretkenliği düşürmekte hem de sağlık sistemine yük bindirmektedir. Bu durum, Avrupa Birliği ile müzakerelerde Türkiye'nin çevre faslını açması için de bir fırsat olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin atık yönetiminde kendi altyapısını güçlendirmesi ve uluslararası anlaşmalara uyum sağlaması gerekmektedir.