İngiltere hükümeti, Kudüs'teki başkonsolosluğunun bir diplomatik misyon olarak açık kalmaya devam edeceğini ve İngiltere'nin Batı Kudüs'teki varlığını sürdüreceğini açıkladı. Karar, ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararının ardından bölgedeki diplomatik dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde geldi. İngiltere Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Kudüs'teki konsolosluğun Filistinlilere yönelik hizmetlerinin ve diplomatik faaliyetlerinin aynı şekilde devam edeceği belirtildi. Bu açıklama, İngiltere'nin Kudüs'teki diplomatik misyonunu kapatacağı yönündeki iddialara yanıt niteliği taşıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, 2017 yılının sonunda Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını ilan etmiş ve 2018 yılının Mayıs ayında büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşımıştı. Bu karar, uluslararası toplumun büyük bölümünde tepkiyle karşılanmış ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kınanmıştı. İngiltere, ABD'nin bu adımını desteklememiş ve Kudüs'ün statüsünün taraflar arasında müzakere edilmesi gerektiğini savunmuştu. İngiltere'nin Kudüs başkonsolosluğu, Doğu Kudüs'te bulunuyor ve hem İsraillilere hem de Filistinlilere hizmet veriyor. Ancak İngiltere, konsolosluğun bulunduğu binanın Doğu Kudüs'te olması nedeniyle, buranın Filistin toprağı olduğu yönündeki uluslararası hukuki pozisyonunu koruyor. İngiltere, 1948'den bu yana Kudüs'te başkonsolosluk bulunduruyor ve bu misyon, İngiltere'nin Filistin Yönetimi ile ilişkilerinde önemli bir kanal işlevi görüyor.
İngiltere'nin bu kararı, ülkenin Orta Doğu politikasında bir denge arayışı olarak yorumlanıyor. Bir yandan İsrail ile güçlü ticari ve güvenlik bağları bulunan İngiltere, diğer yandan Filistinlilerle diplomatik temaslarını sürdürmek ve iki devletli çözüm perspektifini canlı tutmak istiyor. İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Kudüs'ün nihai statüsünün ancak İsrailliler ve Filistinliler arasında doğrudan müzakerelerle belirlenebileceğini vurguluyor. Bu kapsamda, Kudüs'teki başkonsolosluğun açık kalması, İngiltere'nin Filistinlilere yönelik diplomatik desteğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. İngiltere'nin kararı, aynı zamanda Avrupa Birliği'nin genel pozisyonuyla da uyumlu. AB, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıyor ve büyükelçiliklerini Tel Aviv'de tutmaya devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'nin kararı, ABD'nin Kudüs hamlesinin ardından uluslararası alanda Filistin davasına verilen desteğin azalmadığını göstermesi açısından önemli. Uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, Kudüs'ün statüsünün tek taraflı değiştirilmesine karşı çıkıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 478 sayılı kararı, Kudüs'ün statüsünün değiştirilmesine yönelik girişimleri geçersiz sayıyor. İngiltere, bu karara atıfla, Kudüs'teki diplomatik misyonunun devam edeceğini ve şehrin statüsüne ilişkin nihai bir değişiklik olmadığını vurguluyor. Öte yandan, İngiltere'nin Kudüs başkonsolosluğu, İsrail'in Doğu Kudüs'teki yerleşim faaliyetlerini ve Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini izleyen önemli bir gözlem noktası. Konsolosluk, Filistinli sivillere yönelik vize işlemleri, acil durum hizmetleri ve insan hakları raporlaması gibi konularda faaliyet gösteriyor.
İngiltere'nin kararı, İsrail tarafından nasıl karşılanacağı merak konusu. İsrail, uluslararası toplumun Kudüs'ü başkenti olarak tanımasını istiyor ve bu yönde diplomatik çaba harcıyor. Ancak İngiltere'nin kararı, İsrail'in beklentilerinin aksine, Kudüs'teki diplomatik misyonların statüsünde bir değişiklik olmadığını gösteriyor. İngiltere, İsrail ile ilişkilerini sürdürürken, Filistinlilerle de temaslarını kesmeyeceğini teyit etmiş oldu. Bu denge politikası, İngiltere'nin Orta Doğu'da etkin bir aktör olma isteğinin bir yansıması. Ayrıca İngiltere, Brexit sonrası dönemde küresel bir aktör olarak konumunu güçlendirmek için Orta Doğu'da diplomatik varlığını korumak istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsünün korunması ve Filistin davasının uluslararası alanda desteklenmesi konusunda aktif bir politika izliyor. İngiltere'nin başkonsolosluğu açık tutma kararı, Türkiye'nin Kudüs konusundaki hassasiyetiyle örtüşüyor ve uluslararası toplumun Filistin'e verdiği desteğin sürdüğünü gösteriyor. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı olarak Kudüs'ün statüsünün değiştirilmesine karşı çıkıyor ve iki devletli çözümü savunuyor. İngiltere'nin kararı, Türkiye'nin diplomatik çabalarını destekler nitelikte. Ancak Türkiye, Batılı ülkelerin Filistin konusundaki tutumlarının yeterince güçlü olmadığını savunuyor. Bu karar, Türkiye-İngiltere ilişkilerinde olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir, zira iki ülke arasında savunma ve ticaret alanında işbirliği devam ediyor. Türkiye, İngiltere'nin Kudüs'teki diplomatik varlığını sürdürmesini, Filistinlilerin haklarının korunması açısından bir fırsat olarak görebilir.