Gazze'den ayrılmış olmasına rağmen, yaşadığı dehşet verici deneyimlerin zihninde ve bedeninde derin izler bıraktığını ifade eden bir yazar, savaşın insan üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor. Middle East Eye'da yayımlanan bir görüş yazısında, yazar Gazze'den ayrılmasına rağmen bedeninin hâlâ savaşın korkunç anılarında hapsolduğunu belirtiyor. Bu yazı, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal yıkımını da ortaya koyuyor.
Savaşın Ruhsal ve Bedensel Travması
Yazar, Gazze'de yaşadığı olayları anlatırken, sürekli bombaların düştüğü, sevdiklerini kaybettiği ve her an ölüm korkusuyla yaşadığı anları dile getiriyor. Gazze'den ayrıldıktan sonra dahi bu anıların peşini bırakmadığını, uykularında kabuslar gördüğünü ve günlük yaşamında sürekli tetikte olduğunu ifade ediyor. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) belirtileri gösteren yazar, bedeninin hâlâ savaş alanındaymış gibi tepki verdiğini söylüyor. Bu durum, savaşın insan psikolojisi üzerindeki uzun vadeli etkilerini gözler önüne seriyor.
Yazarın anlattıkları, Gazze'de yaşayan 2 milyonun üzerinde insanın maruz kaldığı koşulların ne kadar ağır olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana sürdürdüğü saldırılar sonucunda on binlerce sivil hayatını kaybetti, yüz binlerce insan yerinden edildi ve altyapı büyük ölçüde tahrip edildi. Ancak yazarın deneyimi, savaşın sadece fiziksel yıkımıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda insanların ruhunda derin yaralar açtığını gösteriyor.
Gazze'den Ayrılmak: Fiziksel Kurtuluş mu, Ruhsal Hapis mi?
Yazar, Gazze'den ayrılmanın kendisi için bir kurtuluş olmadığını, aksine yeni bir mücadelenin başlangıcı olduğunu vurguluyor. Ailesini ve sevdiklerini geride bırakmanın suçluluğuyla baş etmeye çalışırken, bir yandan da yaşadığı travmayla mücadele ediyor. Her gün Gazze'deki haberleri takip ederek, orada kalan insanların acılarını uzaktan izlemek zorunda kalıyor. Bu durum, hayatta kalanların yaşadığı 'hayatta kalma suçluluğu' olarak bilinen psikolojik bir yükü de beraberinde getiriyor.
Yazarın ifadeleri, savaş mağdurlarının sadece savaş sırasında değil, sonrasında da ciddi psikolojik destek ihtiyacı duyduğunu ortaya koyuyor. Ancak Gazze'de ruh sağlığı hizmetlerine erişim neredeyse imkânsız durumda. Hastanelerin çoğu ya yıkıldı ya da işlevini yitirdi. Psikolojik destek bir yana, temel insani ihtiyaçlar bile karşılanamıyor.
Uluslararası Toplumun Sorumluluğu
Yazar, uluslararası toplumun Gazze'de yaşananlara seyirci kalmasını eleştiriyor. Birçok ülkenin İsrail'e destek vererek veya sessiz kalarak bu insani felakete ortak olduğunu belirtiyor. Özellikle Batılı ülkelerin çifte standart uyguladığını, Ukrayna için gösterdikleri hassasiyeti Gazze için göstermediklerini ifade ediyor. Bu durum, uluslararası hukukun ve insan haklarının evrensel olmadığı algısını güçlendiriyor.
Gazze'de yaşananlar, sadece bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda küresel bir vicdan sorunu haline gelmiş durumda. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşların çağrılarına rağmen ateşkes sağlanamıyor ve insani yardımlar yeterince ulaştırılamıyor. Yazar, bu durumun kendisinde yarattığı hayal kırıklığını ve öfkeyi dile getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'de yaşanan insani krize karşı en aktif diplomatik girişimlerde bulunan ülkelerden biri. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in saldırılarını soykırım olarak nitelendirerek uluslararası platformlarda sesini yükseltiyor. Türkiye, bölgede kalıcı ateşkes sağlanması ve insani yardımların kesintisiz ulaştırılması için çaba sarf ediyor. Bu haber, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteğin haklılığını bir kez daha ortaya koyuyor. Gazze'den ayrılanların yaşadığı travma, savaşın sadece fiziksel değil, psikolojik boyutunu da göstererek Türkiye'nin insani diplomasi çabalarının önemini artırıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Gazze'ye yönelik yardımları ve yaralıların tedavisi için gösterdiği çabalar, uluslararası kamuoyunda takdir topluyor.