İngiltere Kilisesi, 1949 ile 1976 yılları arasında on binlerce bekar annenin bebeklerini evlatlık vermeye zorlanmasındaki rolü nedeniyle resmi bir özür yayımladı. Kilisenin en üst düzey ruhani lideri Başpiskopos Justin Welby, 'Bu utanç verici bir uygulamaydı ve Kilise olarak sorumluluğumuzu kabul ediyoruz' ifadelerini kullandı. Dönem boyunca, özellikle kiliseye bağlı bakım evlerinde kalan bekar anneler, 'ahlaki çöküntü' gerekçesiyle bebeklerinden ayrılmaya ikna edildi. Çoğu durumda annelere, çocuklarını bırakmaları için 'kurtuluş'un tek yolunun bu olduğu söylendi.
Zorla evlat edinmelerin karanlık geçmişi
1949-1976 dönemi, İngiltere'de 'bekar anne' olmanın toplumsal bir damga olarak görüldüğü yıllardı. Kilise, bu anneleri 'günahkar' olarak yaftalayarak onları bebeklerini evlatlık vermeye yöneltti. Pek çok anne, ekonomik baskı ve ailelerinden dışlanma korkusuyla çocuklarından vazgeçmek zorunda kaldı. Kilise, bu uygulamaları 'ahlaki yeniden yapılandırma' adı altında meşrulaştırdı. O dönemde evlat edinilen çocukların sayısı net olarak bilinmemekle birlikte, bazı tahminler 100 bine kadar çıkıyor.
Özür metninde, 'Bu acıyı hafifletmek mümkün değil, ancak geçmişteki hatalarımızı kabul etmek ve gelecekte benzer durumların yaşanmasını engellemek için çalışacağız' denildi. Kilise ayrıca, mağdurlara destek olmak amacıyla bir tazmin fonu oluşturmayı planladığını duyurdu.
Uluslararası yankılar ve benzer örnekler
İngiltere Kilisesi'nin bu özrü, dünya genelinde benzer uygulamaların sorgulanmasına yol açtı. Özellikle İrlanda ve Avustralya'da Katolik Kilisesi'ne bağlı kurumların zorla evlat edinme skandalları uzun süredir gündemde. Avustralya'da 2013 yılında yayımlanan bir rapor, 1950-1980 yılları arasında 250 binden fazla bebeğin ailelerinden zorla alındığını ortaya koymuştu. İngiltere'de ise konuyla ilgili olarak 2018'de başlatılan 'Zorla Evlat Edinmeler Soruşturması' halen devam ediyor.
Uzmanlar, bu tür uygulamaların 'devlet ve kilise iş birliğiyle' yürütüldüğüne dikkat çekiyor. Londra Üniversitesi'nden Profesör Sarah Johnson, 'Kilise ve devlet, kadın bedeni üzerinde kontrol kurmak için bir araya geldi. Bu sadece bir vicdan muhasebesi değil, aynı zamanda bir insan hakları ihlalidir' dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de de benzer mağduriyetlerin hatırlanmasına yol açabilir. Türkiye'de 1950'lerden itibaren gayri meşru çocukların devlet bakımı altına alınması ve evlatlık verilmesi yaygın bir uygulamaydı. Her ne kadar Türkiye'de kilise benzeri bir kurumun rolü olmasa da, devlet ve toplumsal baskı kadınları benzer şekilde etkiledi. Küresel düzeyde bu özür, devlet ve dini kurumların kadın hakları konusunda geçmiş hesaplaşmalarına örnek teşkil ediyor. Türkiye'nin de kendi geçmişinde benzer uygulamaları sorgulaması, toplumsal hafıza ve insan hakları açısından önem taşıyor.