İngiltere'de yapılan yeni bir araştırma, ülkedeki seçim bölgelerinin neredeyse yarısının yeşil ve mavi alanlara (parklar, doğal alanlar, nehirler ve göller) erişiminin düşük olduğunu ortaya koydu. Bu durum, hükümetin herkesin 15 dakikalık yürüme mesafesinde doğaya erişebilmesini sağlama hedefiyle çelişiyor. Araştırmacılar, doğaya erişim krizinin Victoria dönemi Britanyası'nın kirli havasıyla karşılaştırılabilecek düzeyde olduğunu belirtiyor ve İşçi Partisi'ni seçim manifestosunda yer alan vaatleri hızlandırmaya çağırıyor.
Doğaya erişimde derin eşitsizlik
Çalışma, İngiltere'deki 650 parlamento seçim bölgesinden 300'den fazlasında doğal alanlara erişimin düşük olduğunu gösteriyor. Özellikle kentsel bölgeler, yoksul mahalleler ve azınlık gruplarının yoğun yaşadığı alanlar bu eksiklikten en çok etkilenenler arasında. Araştırmacılar, doğaya erişimdeki bu eşitsizliğin halk sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkileri olabileceğini vurguluyor. Yeşil alanlara erişim, fiziksel aktiviteyi teşvik etmenin yanı sıra zihinsel sağlığı iyileştiriyor, hava kalitesini artırıyor ve iklim değişikliğine karşı direnci güçlendiriyor. Ancak mevcut durum, bu faydalardan yararlanamayan milyonlarca insan olduğunu gösteriyor.
Hükümetin 2023'te açıkladığı "Doğaya 15 Dakika" taahhüdü, herkesin evinden 15 dakikalık yürüme mesafesinde yeşil veya mavi bir alana erişebilmesini öngörüyordu. Ancak araştırma, bu hedefin tutulmasının çok uzak olduğunu ortaya koyuyor. İşçi Partisi, seçim manifestosunda bu taahhüdü yinelemişti ancak iktidara geldikten sonra somut adımlar atmakta yavaş kaldığı eleştirisi yapılıyor. Çevre örgütleri ve muhalefet partileri, hükümeti doğaya erişim krizini acilen ele almaya çağırıyor.
Victoria dönemi benzetmesi ve halk sağlığı uyarısı
Araştırmayı yürüten ekip, doğaya erişim eksikliğinin Victoria dönemi Britanyası'nın sanayi devrimi sırasındaki kirli hava koşullarıyla benzer bir halk sağlığı tehdidi oluşturduğunu belirtiyor. O dönemde hava kirliliği kolera ve solunum yolu hastalıklarına yol açmış, nihayetinde temiz hava yasaları ve altyapı yatırımlarıyla çözülmüştü. Bugün ise doğadan yoksun betonlaşmış mahalleler, obezite, depresyon ve kalp hastalıkları gibi sorunları tetikliyor. Araştırmacılar, hükümetin bir an önce harekete geçmemesi halinde bu krizin derinleşeceği uyarısında bulunuyor.
Öneriler arasında, yerel yönetimlere doğal alan yaratma ve koruma için daha fazla fon sağlanması, yeni konut projelerinde yeşil alan zorunluluğu getirilmesi ve okul bahçelerinin doğayla buluşturulması yer alıyor. Ayrıca, doğaya erişimdeki eşitsizliğin haritalandırılarak öncelikli bölgelerin belirlenmesi ve buralarda hızlı adımlar atılması gerektiği vurgulanıyor.
Siyasi yankılar ve gelecek
İşçi Partisi sözcüsü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Doğaya erişim herkesin hakkıdır ve bu konuda ciddi adımlar atacağız" dedi. Ancak muhalefet, partinin iktidara geldiğinden bu yana somut bir politika değişikliği görülmediğini belirtiyor. Muhafazakâr Parti ise önceki hükümet döneminde başlatılan yeşil alan projelerinin devam ettiğini savunuyor. Uzmanlar, doğaya erişim krizinin sadece çevresel değil aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunu, bu nedenle partiler üstü bir yaklaşım gerektirdiğini ifade ediyor.
Önümüzdeki aylarda hükümetin bu konuda bir strateji belgesi yayımlaması bekleniyor. Ancak araştırmacılar, mevcut verilerin acil eylem ihtiyacını gözler önüne serdiğini ve daha fazla gecikmenin halk sağlığı üzerinde kalıcı hasara yol açabileceğini söylüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki doğaya erişim krizi, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye'de hızlı kentleşme ve yapılaşma, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere büyük şehirlerde yeşil alanların azalmasına ve doğaya erişimin zorlaşmasına yol açtı. Özellikle deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde, yeşil alan planlaması ve doğaya erişim hakkı göz ardı edilmemeli. Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede kentsel direnci artırmak için doğa temelli çözümlere yatırım yapmalı. Ayrıca, İngiltere'nin deneyimi, çevresel eşitsizliğin sosyal adaletle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor; Türkiye'de de dar gelirli mahallelerde yeşil alan eksikliği öncelikli bir sorun olarak ele alınmalı.