İngiltere’de ruhsal kriz yaşayan çocukların hastanelerin acil servislerine (A&E) başvurularında endişe verici bir artış yaşanıyor. Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) verileri, özellikle kendine zarar verme, yeme bozuklukları ve duygusal sıkıntı şikayetleriyle gelen genç hasta sayısının son yıllarda belirgin biçimde yükseldiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu artışın altında yatan nedenlerin başında pandeminin etkileri, sosyal medya baskısı, okul stresi ve sağlık hizmetlerine erişimdeki gecikmeler olduğunu vurguluyor. Acil servis doktorları, çocukların ciddi ruhsal sorunlarla geldiğini ve bu durumun hem gençlerin geleceği hem de sağlık sistemi üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
NHS’in yayımladığı son istatistiklere göre, İngiltere genelinde 18 yaş altı çocukların acil servislere ruhsal sağlık sorunları nedeniyle yaptığı başvurular, 2019-2020 dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 50 oranında arttı. Özellikle 2023 yılında yalnızca 18 yaş altı için kaydedilen kendine zarar verme vakaları 100 bini aşarken, yeme bozukluğu tanısı konan çocuk sayısı da 20 bine yaklaştı. NHS’in aile hekimliği ve acil servislerden topladığı veriler, bu tablonun yalnızca buzdağının görünen kısmı olduğunu gösteriyor. Kraliyet Psikiyatristler Koleji (Royal College of Psychiatrists) tarafından yapılan bir araştırma, her beş çocuktan birinin ruhsal sağlık sorunu yaşadığını, ancak çoğunun tedaviye erişemediğini ortaya koyuyor.
Uzmanlar, pandemi döneminde okulların kapanması, sosyal izolasyon ve aile içi sorunların çocukların ruh sağlığını derinden etkilediğini belirtiyor. Ayrıca, sosyal medya platformlarının mükemmeliyetçilik ve beden algısı üzerindeki olumsuz etkileri, özellikle kız çocuklarında yeme bozukluklarının artmasına neden oldu. Manchester Üniversitesi’nden Çocuk Psikiyatrisi Profesörü Anne Thompson, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Acil servisler artık ruhsal krizlerde ilk temas noktası haline geldi. Bu, toplum sağlığının bir göstergesi ve çözüm için acil adımlar atılması gerektiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
İngiltere Sağlık Bakanlığı, çocuk ve genç ruh sağlığı hizmetlerine yönelik bütçeyi artırdığını ve 2024 yılına kadar ek 2,3 milyar sterlinlik fon ayırdığını duyurdu. Ancak uzmanlar, bu kaynağın yeterli olmadığını, önleyici hizmetlere ve okul temelli psikolojik destek programlarına daha fazla yatırım yapılması gerektiğini savunuyor. NHS’in acil servislerinde çocuklara özel ruhsal sağlık ekipleri oluşturma planları ise halen uygulama aşamasında.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu tablo yalnızca İngiltere’ye özgü değil. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, küresel çapta 10-19 yaş arası gençlerin yedide birinden fazlası ruhsal bozukluklarla mücadele ediyor. İntihar, bu yaş grubundaki ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer alıyor. Avrupa ülkelerinin çoğunda pandemi sonrası çocuk ruh sağlığı sorunları benzer şekilde arttı. Özellikle İskandinav ülkeleri ve Almanya, erken müdahale sistemleriyle bu artışı kontrol altına almaya çalışırken, Güney Avrupa’da ekonomik krizin etkisiyle sağlık hizmetlerine erişimde aksaklıklar yaşanıyor. İngiltere’deki durumun önümüzdeki yıllarda daha da kötüleşmemesi için acil eylem planları geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) da üye ülkelere çocuk ruh sağlığını öncelikli politika alanı olarak ele alma çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de de benzer bir tablo yaşanıyor olabilir. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, son beş yılda çocuk ve gençlere yönelik psikiyatri poliklinik başvurularında ciddi artış kaydedildi. Ancak İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde bile acil servisler bu yükü kaldıramazken, Türkiye’de ruhsal kriz yaşayan çocuklara yönelik acil müdahale birimlerinin sayısı oldukça sınırlı. Bu durum, sağlık sisteminin üzerindeki baskıyı artırıyor. Türkiye’nin, İngiltere’den çıkarılacak derslerle çocuk ruh sağlığına yönelik koruyucu ve önleyici hizmetleri güçlendirmesi, okullarda rehberlik hizmetlerinin etkinliğini artırması ve aileleri bilinçlendirmesi büyük önem taşıyor. Aksi halde, benzer krizler Türkiye’de daha derin toplumsal sonuçlar doğurabilir.