İngiltere'de Aralık ayı başında öldürülen 40 yaşındaki beyaz İngiliz Henry Nowak'ın katili Vickrum Digwa, pazartesi günü en az 21 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cinayetin ırksal bir motivasyon taşıması ve sanığın Hint-Guyanalı kökenli olması, olayın ABD'de George Floyd'un öldürülmesine benzetilmesine yol açtı. Ancak uzmanlar, bu iki dava arasındaki farklara da dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Henry Nowak, 5 Aralık'ta Wolverhampton kentinde bir sokak kavgası sırasında bıçaklanarak öldürüldü. Saldırgan Vickrum Digwa (25), olaydan kısa süre sonra yakalandı ve cinayet suçlamasıyla yargılandı. Mahkeme, Digwa'nın saldırı sırasında ırkçı sözler sarf ettiğini ve kurbanını bilinçli olarak hedef aldığını belirledi.
Davanın George Floyd cinayetiyle karşılaştırılması, her iki olayda da mağdurun beyaz, failin ise siyah veya esmer olmasından kaynaklanıyor. Floyd, Mayıs 2020'de Minneapolis'te polis memuru Derek Chauvin tarafından öldürülmüştü. Ancak Floyd olayında polis şiddeti ve sistemik ırkçılık ön plandayken, Nowak davasında bireysel bir nefret suçu söz konusu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'de ırksal gerilimler son yıllarda Brexit göç tartışmaları ve Black Lives Matter protestolarıyla yükseldi. Nowak cinayeti, beyaz bir kişinin azınlık bir fail tarafından öldürülmesinin nadir olmasına rağmen medyada geniş yankı buldu. Bazı yorumcular, bu tür karşılaştırmaların ırksal adalet mücadelesini basitleştirdiğini savunuyor. Olay, Birleşik Krallık'ta nefret suçlarıyla mücadele yasalarının yetersizliğini de gündeme getirdi.
Uluslararası alanda, cinayet özellikle ABD'deki ırksal kutuplaşmayı hatırlattı. Nowak'ın ailesi, adaletin yerini bulduğunu ancak ırksal önyargıların toplumda hâlâ güçlü olduğunu belirtti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava doğrudan Türkiye ile ilgili olmasa da, küresel ırkçılık ve nefret suçları tartışmalarının bir parçasıdır. Türkiye, farklı etnik ve dini grupları barındıran bir ülke olarak, toplumsal uyum ve ayrımcılıkla mücadele politikalarını gözden geçirebilir. Ayrıca, Avrupa'da yükselen aşırı sağ ve ırkçı söylemler, Türk diasporasını da etkileyebileceğinden, bu tür gelişmeler dış politika açısından takip edilmelidir.