Birleşik Krallık, 2016 referandumuyla başlayan ve 2020'de resmileşen Brexit sürecinin ardından kayıp bir on yıl yaşadı. Ekonomik durgunluk, ticaret engelleri ve siyasi istikrarsızlıkla mücadele eden ülke, şimdi Avrupa Birliği'ne yeniden katılma fikrine sıcak bakmıyor. Uzmanlar, mevcut siyasi iklim ve kamuoyu yoklamaları ışığında İngiltere'nin yakın gelecekte AB'ye dönmesinin mümkün olmadığını belirtiyor. Bunun yerine, ülkenin kendi ayakları üzerinde durarak yeni bir yol çizmesi gerektiği vurgulanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılma kararı, ülke içinde derin bölünmelere yol açtı. Brexit yanlıları, egemenlik ve bağımsız ticaret anlaşmaları yapma vaadiyle referandumu kazanırken, karşıtlar ekonomik entegrasyon ve serbest dolaşımın kaybına dikkat çekiyordu. Aradan geçen yıllarda, İngiltere ekonomisi özellikle ticaret hacminde daralma yaşadı. Avrupa Birliği ile imzalanan Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA) beklentileri karşılamadı; gümrük kontrolleri, bürokratik engeller ve hizmet ticareti kısıtlamaları iş dünyasını olumsuz etkiledi. Ayrıca, Kuzey İrlanda Protokolü ve sonrasında Windsor Çerçevesi ile yaşanan gerilimler, siyasi istikrarı tehdit etti.
Bu süreçte, İngiltere'de hükümet değişiklikleri yaşandı; Boris Johnson, Liz Truss ve Rishi Sunak dönemlerinde Brexit politikaları farklı şekillerde uygulandı. Ancak kamuoyu yoklamaları, yeniden AB üyeliğine desteğin kısmen artsa da çoğunluğun hâlâ karşı olduğunu gösteriyor. Siyasi partiler de bu konuda net bir tutum almaktan kaçınıyor; İşçi Partisi, iktidara gelmesi halinde AB'ye yakınlaşma sözü verse de tam üyelik için referandum yapmayacağını açıkladı. Muhafazakar Parti ise Brexit'in başarısını vurgulayarak dönüş fikrini reddediyor. Bu nedenle, İngiltere'nin AB ile ilişkileri, üyelik dışındaki mekanizmalarla geliştirilmeye çalışılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'nin AB'ye dönmeye hazır olmamasının bölgesel ve küresel yansımaları bulunuyor. Avrupa Birliği, Brexit sonrasında kendi iç bütünlüğünü koruma ve genişleme stratejilerini yeniden şekillendirme çabasında. Birleşik Krallık'ın yeniden katılımı gündemde olmadığı için AB, özellikle güvenlik ve savunma işbirliğinde bağımsız hareket etmeye odaklanıyor. ABD'nin İngiltere ile özel ilişkisi sürse de AB ile rekabetçi pozisyonu devam ediyor. Küresel ticarette, İngiltere'nin Şanghay İşbirliği Örgütü gibi alternatif oluşumlara ilgisi artarken, AB ile arasındaki uyum sorunları ticaret akışlarını etkiliyor. Ayrıca, iklim değişikliği ve yapay zeka gibi küresel meselelerde birlikte hareket etme potansiyeli zayıflamış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için birkaç açıdan önem taşıyor. Türkiye, AB ile gümrük birliği ve üyelik müzakereleri sürerken, İngiltere ile de ticaret hacmini artırmayı hedefliyor. Brexit sonrası İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşması, Türkiye'nin AB dışındaki alternatif pazarlara erişimini güçlendirdi. Ancak İngiltere'nin AB'ye dönmemesi, Türkiye'nin AB stratejisinde bir değişiklik yaratmıyor; zira AB üyeliği Türkiye için stratejik hedef olmaya devam ediyor. Diğer yandan, İngiltere'nin bağımsız hareket etme kapasitesi, Türkiye'nin savunma sanayi ve enerji alanında yeni işbirlikleri geliştirmesine olanak tanıyor. Bölgesel güvenlik konularında, özellikle Doğu Akdeniz ve Ukrayna savaşı bağlamında iki ülkenin yakınlaşması mümkün. Sonuç olarak, İngiltere'nin AB dışında kalması Türkiye için fırsatlar ve riskler barındırıyor; ticari ilişkilerin derinleştirilmesi, jeopolitik denklemde yeni ittifak arayışlarını da beraberinde getirebilir.