Britanyalı Y kuşağı için ev sahibi olma hayali giderek ulaşılmaz hale geliyor. Bloomberg analisti Olivia Rudgard'ın kapsamlı analizine göre, yükselen konut fiyatları, artan faiz oranları ve durağan ücretler, genç İngilizleri emlak merdiveninin ilk basamağında mahsur bırakıyor. Bir zamanlar istikrarlı bir yatırım ve güvence kaynağı olarak görülen ev sahipliği, bugün 25-40 yaş arasındaki milyonlarca kişi için finansal bir kâbusa dönüşüyor. Özellikle büyük şehirlerde, ilk evini satın almak isteyenlerin karşılaştığı engeller her geçen yıl artıyor. Üstelik bu durum yalnızca düşük gelirli kesimi değil, orta sınıf profesyonelleri de etkiliyor.
Emlak Merdiveninde Tıkanan Nesil
Britanya'da konut fiyatları son on yılda ortalama yüzde 70 oranında artarken, gençlerin gelirleri aynı dönemde ancak yüzde 20 civarında yükseldi. Bu uçurum, ilk ev alıcılarının birikim yapmasını neredeyse imkansız hale getiriyor. Rudgard'ın verilerine göre, 1990'larda bir ev satın almak için gereken ortalama süre 4 yıl iken, bugün bu süre 10 yılı aşmış durumda. Ayrıca, pandemi sonrası dönemde artan uzaktan çalışma talebi, kırsal bölgelerdeki konut fiyatlarını da yükseltti ve gençlerin daha uygun fiyatlı bölgelere kaymasını zorlaştırdı.
Bir diğer kritik faktör ise kredi faizleri. İngiltere Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadele kapsamında faizleri artırması, konut kredisi maliyetlerini 2008 krizinden bu yana en yüksek seviyeye çıkardı. Değişken faizli kredi kullanan birçok genç ev sahibi, aylık taksitlerindeki yüzde 50'ye varan artışlarla başa çıkmakta zorlanıyor. Hatta bazıları, kredilerini ödeyemeyerek evlerini satmak zorunda kalıyor. Bu durum, piyasada arz fazlası yaratırken fiyatların düşmesini engellemiyor; çünkü aynı anda talepte de ciddi bir daralma yaşanıyor.
Küresel Bir Sorun mu?
Benzer sorunlar dünyanın birçok gelişmiş ekonomisinde de görülüyor. ABD, Kanada ve Avustralya'da da ev fiyatları gençlerin gelirlerinin çok üzerinde seyrediyor. Ancak Britanya özelinde durum daha vahim: Ülkede ev sahipliği oranı 2000'li yıllardan bu yana istikrarlı bir düşüş gösteriyor. Özellikle Londra'da, bir ev satın almak için gereken ortalama yıllık gelir 120 bin sterline yaklaşmış durumda. Oysa başkentte ortalama maaş 45 bin sterlin civarında. Bu tablo, emlak piyasasının sadece yüksek gelirli yabancı yatırımcılar ve babadan kalma servete sahip olanlar için erişilebilir olduğunu gösteriyor.
Rudgard'ın işaret ettiği bir diğer önemli nokta, kiralık konut piyasasının durumu. Yüksek talep nedeniyle kiralar son dört yılda yüzde 30 arttı. Gençler, birikim yapmak bir yana, günlük yaşam masraflarını karşılamakta dahi zorlanıyor. Hükümetin sosyal konut projeleri ve yardım planları ise yetersiz kalıyor. Uzmanlar, mevcut politikalarla sorunun çözülemeyeceğini, köklü bir reform gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki bu tablo, küresel bir eğilimin parçası: Konut fiyatları artıyor, gençler ev sahibi olamıyor. Türkiye'de de benzer bir durum yaşanıyor; ancak faiz oranları ve enflasyon dinamikleri farklı. İngiltere Merkez Bankası faiz artırırken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası faiz indirimine gidiyor. Bu durum, konut kredisi faizlerini düşürerek gençlere geçici bir nefes aldırabilir; ancak yüksek enflasyon ve döviz kuru baskısı, uzun vadede ev sahipliğini zorlaştıran faktörler olarak öne çıkıyor. Ayrıca, İngiltere'deki gibi bir "konut balonu" riski, Türkiye'de de özellikle büyük şehirlerde gözlemleniyor. Türkiye'nin, İngiltere deneyiminden çıkaracağı ders, konut piyasasının sadece arz-talep dengesiyle yönetilemeyeceği; kapsamlı bir barınma politikasına ihtiyaç olduğudur.