Birleşik Krallık'ta Muhafazakar Parti'nin (Tory) bazı milletvekilleri, ülkenin 2050 net sıfır hedefini yasal güvence altına alan İklim Değişikliği Yasası'nı (2008) yürürlükten kaldırmak için harekete geçti. Ancak bu girişim, yaz aylarında yaşanan rekor sıcaklıklar, kuraklıklar ve orman yangınlarının ardından iklim politikasında partiler üstü mutabakatın önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, böyle bir adımın yalnızca ülkenin uluslararası itibarını zedelemekle kalmayacağını, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede yıllardır süren kararlılığı da baltalayacağını belirtiyor.
Yasa ve Önemi
2008 yılında kabul edilen İklim Değişikliği Yasası, Birleşik Krallık'ı dünyada bu alanda yasal bağlayıcılığı olan ilk ülke yapmıştı. Yasa, hükümeti karbon emisyonlarını azaltmak için beş yıllık karbon bütçeleri belirlemekle yükümlü kılıyor ve bağımsız İklim Değişikliği Komitesi'nin (CCC) denetimine tabi tutuyor. 2019'da ise yasaya eklenen bir maddeyle 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefi yasal güvence altına alınmıştı. Bu yasa, iklim politikasının hükümetlerin kısa vadeli siyasi hesaplarından bağımsız olarak sürdürülmesini sağlıyor.
Son girişim, Muhafazakar Parti içindeki bazı isimlerin, yasanın ekonomik büyümeyi engellediği ve işletmelere aşırı maliyet getirdiği iddiasına dayanıyor. Özellikle enerji fiyatlarının yükseldiği bir dönemde, bu görüş bazı çevrelerde destek buluyor. Ancak hükümetin kendi danışma organı CCC, net sıfır hedefine ulaşmanın maliyetinin, iklim değişikliğinin yol açacağı zararlardan çok daha düşük olacağını defalarca vurguladı.
Öte yandan, bu yaz Birleşik Krallık'ta termometreler ilk kez 40 santigrat dereceyi gördü; orman yangınları başkent Londra dahil birçok bölgeyi tehdit etti. Met Office'in verilerine göre, son yılların en sıcak yazlarından birini yaşayan ülkede, su kaynakları da ciddi biçimde azaldı. Bu olaylar, iklim değişikliğinin artık uzak bir tehdit olmadığını, günlük yaşamı etkileyen somut bir gerçeklik olduğunu gösteriyor.
Siyasi Tartışmalar ve Bölgesel Etkiler
İklim yasasını yürürlükten kaldırma girişimi, yalnızca İngiltere içinde değil, uluslararası alanda da yankı buldu. Birleşik Krallık, Kasım 2021'de Glasgow'da düzenlenen COP26 iklim zirvesine ev sahipliği yapmış ve küresel iklim mücadelesinde lider ülke konumunu pekiştirmişti. Böyle bir yasanın kaldırılması, ülkenin bu liderlik iddiasını ciddi şekilde zayıflatacaktır.
Muhafazakar Parti içindeki bu tartışma, Başbakanlık için yarışan adayların da gündeminde. Eski Maliye Bakanı Rishi Sunak ve Dışişleri Bakanı Liz Truss, yarışta öne çıkan isimler olarak iklim politikaları konusunda farklı yaklaşımlar sergiliyor. Truss, seçim kampanyasında çevresel düzenlemelerin gözden geçirilmesi gerektiğini savunurken, Sunak mevcut hedeflere bağlılığını koruyor. Bu belirsizlik, hem iş dünyasında hem de uluslararası yatırımcılarda endişe yaratıyor; zira uzun vadeli net sıfır hedeflerine olan güven, yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor.
İklim Değişikliği Komitesi Başkanı Lord Deben, yasanın yürürlükten kaldırılmasının "felaket" olacağını ve bunun, işletmelerin güvenini sarsacağını ifade etti. Benzer şekilde, Yeşil Barış örgütü ve diğer çevre kuruluşları da bu girişime karşı geniş çaplı bir kampanya başlattı. Hükümetin kendi bilim insanları bile, iklim eyleminin ertelenmesinin maliyetinin bugün harekete geçmekten çok daha yüksek olacağı konusunda uyarıyor.
Bu gelişmeler, Birleşik Krallık'ın enerji güvenliği ve yeşil ekonomiye geçiş sürecinde kritik bir dönemeçte olduğunu gösteriyor. Kuzey Denizi'ndeki yeni petrol ve gaz arama ruhsatlarının verilmesi de ayrıca tartışılıyor. Hükümet, enerji arzını güvence altına almak için yeni fosil yakıt projelerini desteklerken, çevreciler bunun net sıfır hedefiyle çeliştiğini savunuyor. Bu gerilim, önümüzdeki dönemde İngiliz siyasetinin ana eksenlerinden birini oluşturacak gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık'taki bu gelişme, Türkiye'nin de taraf olduğu Paris İklim Anlaşması ve net sıfır hedefleri açısından önemli bir sınamadır. Türkiye, 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini açıklamış ve bu doğrultuda yeşil kalkınma hamlesini başlatmıştır. İngiltere'de yaşanacak olası bir geri adım, küresel iklim politikalarında bir emsal oluşturabilir ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanı ve teknoloji transferi konularındaki beklentilerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ithalatı bağımlılığı göz önüne alındığında, iklim değişikliğiyle mücadele ve yenilenebilir enerjiye geçiş, ulusal güvenlik ve ekonomi için stratejik bir önceliktir. Bu nedenle, İngiltere'deki gelişmeler, Türkiye'nin kendi yeşil dönüşüm politikalarını kararlılıkla sürdürmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.